İmanın Şubeleri

İMANIN ŞUBELERİ

İkrami BERKER

وعَنْ أَميرِ الْمُؤْمِنِينَ أبي حفْصٍ عُمرَ بنِ الْخَطَّابِ بْن نُفَيْل بْنِ عَبْد الْعُزَّى بن رياح بْن عبدِ اللَّهِ بْن قُرْطِ بْنِ رزاح بْنِ عَدِيِّ بْن كَعْبِ بْن لُؤَيِّ بن غالبٍ القُرَشِيِّ العدويِّ . رضي الله عنه ، قال : سمعْتُ رسُولَ الله صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم يقُولُ
« إنَّما الأَعمالُ بالنِّيَّات ، وإِنَّمَا لِكُلِّ امرئٍ مَا نَوَى ، فمنْ كانَتْ هجْرَتُهُ إِلَى الله ورَسُولِهِ فهجرتُه إلى الله ورسُولِهِ ، ومنْ كاَنْت هجْرَتُه لدُنْيَا يُصيبُها ، أَو امرَأَةٍ يَنْكحُها فهْجْرَتُهُ إلى ما هَاجَر إليْهِ » متَّفَقٌ على صحَّتِه. رواهُ إِماما المُحَدِّثِين: أَبُو عَبْدِ الله مُحَمَّدُ بنُ إِسْمَاعيل بْن إِبْراهيمَ بْن الْمُغيرة بْن برْدزْبَهْ الْجُعْفِيُّ الْبُخَارِيُّ، وَأَبُو الحُسَيْنِى مُسْلمُ بْن الْحَجَّاجِ بن مُسلمٍ القُشَيْريُّ النَّيْسَابُوريُّ رَضَيَ الله عَنْهُمَا في صَحيحيهِما اللَّذَيْنِ هما أَصَحُّ الْكُتُبِ الْمُصَنَّفَة .

Mü’minlerin emiri Ebu Hafs Ömer İbni Hattab Radıyallahü anh, Resulüllah Sallallahü Aleyhi ve Selen’i şöyle buyururken dinledim, dedi:
“Ameller (Yapılan işler) niyetlere göre değerlenir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kimin niyeti Allah’a celle celaluhu ve Resul’üne Sallallahü aleyhi ve selem varmak, onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap da Allah’a celle celaluhu ve Resul’üne Sallallahü Aleyhi ve Selem hicret sevabıdır. Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına kavuşmak için yola çıkmışsa, onun hicreti de hicret ettiği şeye göre değerlenir.”
Ahmed İbni Hanbel, Ebu Davud, Tirmizi, Darekutni gibi büyük âlimler, bu hadisle, İslâmiyet’in üçte birini anlamanın mümkün olduğunu söylemişlerdir. İmam Şafii, bu hadisin yetmiş ayrı konuyla ilgisi bulunduğunu, bu sebeple de onu din ilminin yarısı saymak gerektiğini belirtmiştir. İmam Buhari ise, kitap yazanlara bir nasihatte bulunarak, eserlerine bu hadisi şerifle başlamalarını tavsiye etmiştir.
Biz de bu tavsiyeye uygun olsun diye bu hadisi şerifle başlamayı münasip gördük.1
-----------------
1- Buhari, Bed’ü’l-vahy 1, İman 41, Nikâh 5, Menâkıbu’l-ensâr 45, İtk 6, Eymân 23, Hiyel 1; Müslim, İmâret 155. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Talâk 11; Tirmizî, Fezâilü’l-cihâd 16; Nesâî, Tahâret 60; Talâk 24, Eymân 19; İbni Mâce, Zühd 26

ÖN SÖZ
Üzerimize nimetini kâmilen ihsan eden Allah’a hamd olsun. Kemal sıfatlarla donanmış olan efendimiz Hz. Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e yüksek derecelere nail olan dine yardımda en önde olan âl ve ashabına salat ve selam olsun.
Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in
(الإيمان بضع وسبعون أو بضع وستون شعبة، فأفضلها قول لا إله إلا الله وأدناها إماطة الأذى عن الطريق، والحياء شعبة من الإيمان)
“iman yetmiş küsur yahut: altmış küsur şubedir. Bunların efdali La ilahe illallah (Allah’tan başka ilâh yoktur) demektir. En aşağısı ise yoldan eziyet verecek şeyleri gidermektir. Hayâ da imanın bir şubesidir.”
Hadisini izah sadedinde Suyuti’nin “Nikaye”si, Muhyiddin İbni Arabi’nin “Futühat-ı Mekkiye”sinden yola çıkarak hazırmanmış olan Muhammed Nevevi ibni Ömer ibni Arabi ibni Ali’nin “Futühat-ı Medine fi Şü’b’ul-İman” adlı eserini de esas alarak Kütübi sitte den ve hassaten Buhari, Müslim, Ebu Davut, Tirmizi ve İbni Mace den de büyük ölçüde istifade ederek bir risale hazırladık. Ortaya koyduğumuz bu güzel esere de “İmanın Şubeleri” adını verdik.
Rabbimden niyazım bu amelimi benden kabul edip bu ve diğer çalışmalarımı, kıyamet günü mizanda hasenat kılması ve bütün amellerimi ihlaslı riyadan ve gösterişten uzak kılmasıdır. Bu eserden başta nefsim olmak üzere tüm okurlarımızın Azami derecede hayırla istifade etmesi ve etrafa ışık saçmasıdır.
Gayret Bizden Tevfik Allah’tan

İkrami BERKER

GİRİŞ
Bu imanın şubeleri hakkında ortaya çıkan güzel bir eserdir. Suyuti’nin “Nikaye”si ve Muhiddin Arabi’nin fütuhatı Mekkiyesinden aldım. Adını “iman şubelerinde fütuhatı Medine” koydum.
(İman bakımından kâmil mümin hakiki mümindir. İman şubelerini tekmil eden – bir tanesi eksik kalsa imanı o nispette noksan olur.– iki tür emirle memur olur. Farz ve mendup yani nafile. Farzlar zorunlu ibadetler, nafileler ise ihtiyari ibadetlerdir. Nafileye asıl üzerine ziyade olduğu için nafile adı verilmiştir. Nehiy de iki kısımdır. Yapılması kesinlikle yasak olan nehiy, hoş karşılanmayan nehiy. Farz da iki kısımdır. Farz-ı ayın, bizatihi her şahsa farz olan, farz -ı kifaye, bir kısım müminin yerine getirmesi ile diğerlerinden düşer. Emredileni yerine getirmek ve yasaklananı terk etmek kula saadet veren imandır. Bütün hayırları bir araya toplamak, hepsini yapmaya ve ya terk etmeye niyet etmektir. Allah’a yakınlık ölçüsü amelle ve terkle olur. Eğer niyeti kaçırırsa bütün hayrı kaçırmış olur. Allah’a yaklaşmaya niyet etmeyi terk bu niyetle yapacağı amelden elde edeceği bütün hayırları kaçırmış olması demektir. İmanda farz – amel ve terk – altmış küsurdur. farzın dışında menduplar ve mekruhlar sınırlı değildir.
İman: lügatte; bir şeye inanmak, bir şeyi tasdik etmek ve kabullenmek manasınadır. Teslim olmak ve inkıyâd etmek (boyun eğip uymak) manasını da içine alır.
Şer-i şerifte ise; Hz. Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in Allah tarafından getirdiği kesinlikle bilinen şeylerin tümünü icmalen kabul edip kalben tasdik etmek ve verdiği haberlere teslim olmaktır.
Sadeddin-i Teftazâni ’Şerhü’l-Akaid’ kitabında iman bahsinde diyor ki: ’Cumhur-i muhakkikîn (tahkik ehli âlimlerin çoğun)a göre iman, kalp ile tasdikten ibarettir. Dil ile ikrar imanın bir parçası değil, sadece dünyevî hükümlerin icrası bakımından imanın şartıdır. (Yani kişinin insanlarca mümin sayılması ve ona göre hakkında muamele yapılması için dil ile ikrar aranıyor.) Çünkü kalp ile tasdik gizli bir şeydir. Onun bir alâmeti gereklidir. Bu duruma göre kalbi ile tasdik ettiği halde dili ile ikrar etmeyen kişi, dünya hükümleri bakımından mümin sayılmamakla beraber Allah katında mümindir. Cehennemde ebedî kalmaz. Dil ile ikrara mâni olacak dilsizlik ve hayatî tehlike gibi bir özür yok iken ikrarı terk etmek haramdır. Şayet böyle bir özre binaen ikrar yok ise; bunun hiç bir mahzuru yoktur. Dolayısı ile böyle bir adamın dünya hükümleri bakımından da mümin sayıldığı icma’ ile sabittir. Dili ile ikrar edip, kalbi ile tasdik etmeyen münafık ise; dünya hükümleri yönünden mümin sayılır. Fakat Allah katında kâfirdir.’
İmanın bu tarifi, Maturidi mezhebinin imamı Ebu Mansur el-Maturidi, İmam-ı Azam Ebu Hanife ve birçok Maturidi ve Eş’ari mezheplerinin ileri gelen âlimleri tarafından tercih edilmiştir.2
İmanın kemâli amellerle, tamamı ise tâatlerledir. Tâatleri benimseyerek bu şubelere katmak tasdik cümlesinden olup tasdike delil sayılır. Bunlar ehl-i tasdikin ahlâkıdır. Binaenaleyh ne şer'i ne de lügavî iman isminden hâriç değillerdir. İşte Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bu şubelerin, herkese alettayin lâzım olan en makbulünün tevhid olduğuna, o sahih olmadıkça hiç bir şubenin sahih ol¬mayacağına; en aşağısının da Müslümanlara zararı dokunması melhuz olan şeyleri onların yollarından gidermek olduğuna tenbih buyurmuşlardır.3
-------------
2- Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 1/98-100
3- Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi Ahmed Davudoğlu Sönmez Neşriyat I, 241-246.

عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ((الإيمان بضع وسبعون أو بضع وستون شعبة، فأفضلها قول لا إله إلا الله وأدناها إماطة الأذى عن الطريق، والحياء شعبة من الإيمان))
Ebu Hüreyre (Radıyallahü Anh)’den Fahri Kâinat (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
“iman yetmiş küsur yahut: altmış küsur şubedir. Bunların efdali La ilahe illallah (Allah’tan başka ilâh yoktur) demektir. En aşağısı ise yoldan eziyet verecek şeyleri gidermektir. Hayâ da imanın bir şubesidir.”4
----------
4- Müslim, İman 58. Buhari, İman 3; Ebu Davud, Sünnet 14; Nesai, İman 16; Tirmizi, Birr 80; İman 16; İbni Mace, Mukaddime 9

Hadisin ifadesinden imanın bir asıl yapısı (ki, o kalp ile tasdiktir) bir de o yapının dalları, şubeleri olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim bazı âlimlerce işaret edildiği gibi hadiste iman ağaca benzetilmiş gibidir. Kur’an-ı Kerîm’de de iman gerçeğini belirten söz, ağaca benzetilmiş ve şöyle buyurulmuştur:
“Güzel söz, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir. Ki o ağaç, Rabbinin izni ile her zaman yemişini verir. Allah, öğüt alsınlar diye insanlara böyle benzetmeler yapar” [İbrahim süresi (14), 24]. İman kökü kalpte, dalları ise, insan davranışları olarak dışarıda yani hayatta olan bir tevhid ağacıdır.
Bu hadiste geçen iman kelimesiyle, kalb ile tasdik, dil ile ikrar ve amelden oluşan "inıan-ı kâmil" kasdedilmektedir. Hadis-i şerifte iman, istiare yoluyla birçok dal ve budakları olan bir ağaca benzetilmiştir. Kendisine benzetilen ağacın bir cüzü zikredilmiştir. Bu ise mecazen ima¬nın teferruatına delalet eder. Yani kalb ile tasdikin asıl dil, ile ikrar ve ame¬lin de teferruat olduğuna, dolayısıyla dil ile ikrar ve amel bulunması bile, imanın bulunabileceğine, fakat bu imanın kamil bir iman olmayacağına delalet eder. Yahut da burada, iman kelimesi hakiki manasında kullanıl¬mıştır. Fakat kendisinden önce mahzuf bir müzaf vardır. Yani aslı “mü-kemmilâtu'l-iman – imanı kemale erdiren şeyleredir. Bu takdirde cümle "imanı kemale erdiren yetmiş küsur şube vardır” anlamına gelmekte¬dir.
İman kelimesiyle, mecazen imandan doğan tâatler de kastedilmiş ola¬bilir. Yani, imanın semeresi, yetmiş küsurdur, demek istenmiş olabilir.5
---------------
5- - Şerkâvi. Fethu'l-Mübdi. I. 93. Aliyyü’l-Kâri, Mirkatü'l-Mefatih, I, 60. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 15/454-455, ten iktibas.

İslâm âlimleri bu hadisin üzerinde ziyadesiyle durmuş, hadiste ifade edilen iman şubelerini Rivayetlerdeki farklılığa göre ya yetmiş veya altmış küsurdur. Bunları Kur’an ve Hadislere dayanarak, birer birer göstermeye çalışan ve her biri hakkında detaylı bilgi veren özel kitaplar bulunmaktadır. Hattabi de buna benzer şeyler söylemiştir. İmanın şubelerini tayin hususunda birçok ulema kitap telif etmişlerdir. Şafiilerden Ebu Abdullah el-Huleymi’nin “el-Minhac” Ebu Bekir Beyhaki ile Abdülcelil’in “Şuabü'l-İman” ismindeki eserleri, İshak İbni’l-Kurtubi’nin “Kitâbu'n-Nasaih”i, Ebu Hatim’in «Vasfu'l-İmani ve Şuabuh» adlı kitabı bunlardandır. Bunların en meşhuru, muhaddis Beyhaki’nin “Şuabü’l-İman”ıdır.6
-------------------
6- - Riyazus Salihin, 127 Nolu Hadis: İman Yetmiş Küsur şubedir.

Peygamber Efendimiz, kalpteki tevhid inancının sözlü ifadesi demek olan “Allah’tan başka ilâh yoktur” ikrarının en yüksek ve en üstün iman görüntüsü olduğunu söylüyor. Yoldan, eziyet veren şeyleri gidermenin de bu imanın yerine getirilmesi en kolay ve belki bir anlamda faydası en az olan belirtisi olduğunu ifade ediyor. Biri tamamen mânevî ve kalbi bir kabulün ifadesi; öteki, yoldan meselâ bir taşı kenara iteklemek gibi tamamen maddî ve fevkalâde kolay bir hareket... Ancak her ikisi de aynı iman gövdesinin dalları... İnsan davranışlarının iman ile ilgisi, din ile dünyanın birbiriyle olan birlikteliği ve madde-mana kaynaşması herhalde ancak bu kadar beliğ bir şekilde ortaya konulabilirdi..
Öte yandan “imanın şubeleri” olarak kitaplarımızda sayılan 77 özelliğin 30’u inançla, 47 tanesi ise dil ve beden ile yapılabilecek ibadetleri ve bunlara ilaveten aile ve toplum (amme) hukukuyla alakalı konuları kapsamaktadır. Bunlar arasında yöneticiliği adâlet üzere yapmak, devlet başkanına itaat etmek, cihada çıkmak gibi tamamen yönetim ve devlet ile alâkalı olan hususlar da bulunmaktadır. Hatta utanma duygusunun bile imanın bir şubesi olduğunu hadisimizden öğrenmekteyiz. O halde bütün bunların ve iman ile ilgili diğer hadis-i şeriflerin topluca ortaya koyduğu gerçek ve verdiği mesaj şudur: İslâm’da iman ile şu ya da bu şekilde alâkası olmayan herhangi bir davranış yoktur. Dolayısıyla din-devlet ayrılığı, din-dünya ayrılığı gibi bir anlayış da kesinlikle mevcut değildir.7
-----------------
7- - Riyazus Salihin Tercüme ve Şerh: komisyon, 127 Nolu Hadis: İman Yetmiş Küsur şubedir.

İmam Ebu Hatim b. Hibban diyor ki:
“Ben bir müddet bu hadisin manasını tetkik ettim ve bütün taati saydım. Baktım ki, taat bu adetten bir hayli ziyade çıkıyor. Bu sefer sünnetlere döndüm ve Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in iman namına serdettiği bütün taatları saydım. Baktım ki bunlar da yet¬miş küsurdan azdır. Bir de kitabullah’a müracaat ederek onu dikkatle okudum ve Allah Teâlâ’nın iman namına saydığı bütün taatları sı¬raladım. Onlar da yetmiş küsurdan noksan çıktı. Bunun üzerine kitabı sünnete kattım. Ahireti bundan çıkardım. Bir de baktım: Allah ile Resulü’nün imandan olmak üzere saydıkları şeyler yetmiş dokuz şube olup bundan ziyade ve noksanı yoktur. Ve anladım ki Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in muradı kitap ve sünnetteki bu adetmiş.”
Ebu Hatim (Rahimehullah) bu malumatı “Vasfu'l-imam ve Şuâbihi” adlı eserinde vermektedir. O: “iman altmış küsur şubedir...” rivayetini de sahih bulmakta ve Arapların bir şey için bir adet göstermek¬le o adetten maadasını nefy etmek istemediklerini kaydetmektedir.8
-----------------
8- - Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi Ahmed Davudoğlu Sönmez Neşriyat I, 241-246.

Kadı İyaz (Rahmetullahi Aleyh) ise şöyle der: ’Bu hususun (yani imanın şubelerinin ne olduğunun) tafsilatlı olarak bilinmemesi imana bir eksiklik getirmez. Çünkü imanın usul ve füru’u malûm ve muhakkaktır. İmanın bu kadar şubesi olduğuna kabaca inanmak, vaciptir… Bu, ilm-i ilahîde ve ilm-i nebevîdedir, başkası bilemez. Şeriat bunların hepsini ihtiva eder. Ancak şeriat bunu bize bildirmemiştir. Bundaki cehaletimizden dolayı bir zarar görecek değiliz. Mükellef olduğumuz şeyleri teferruatıyla bilmekteyiz. Bilmekle emr olunduğumuz şeyi biliyor, yasaklandığımız şeyden de kaçınıyoruz.’9
-------------------
9- - Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi Ahmed Davudoğlu Sönmez Neşriyat I, 241-246. Ethem Karlı Özlenen Rehber Dergisi 145. Sayı

Buhari şarihi Bedreddin Aynî iman şubelerini şöyle hulâsa etmiş¬tir:
İmanın aslı kalple tasdik, dille ikrardır. Lâkin iman-ı kâmil kalple tasdik, dille ikrar ve aza ile amelin mecmuudur. Yani iman üç kısımdır:
Birinci kısım: iktiadiyata aittir:
1- Allah’a ve sıfatlarına inanmak, onun dışındakileri “hâdis” sonradan yaratılmış kabul etmek. La ilahe illallah bu demektir. Allah ancak esma’ul Hüsna’sıyla ilah olarak anlaşılır. Bu isimlerden soyularak değil. O halde Allah Teâlâ’nın zatı tek esması çok olmalıdır. O, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan ve her şeyin kendisine muhtaç olduğu bir ilahtır.
2- Meleklerine iman etmektir. Çoğu semadadır, Allah'a itaatsizlik etmezler. Rableri onlara ne emrederse onu yerine getirirler, emredileni yaparlar.
3- Kitaplarına iman etmektir. peygamberlerine indirdiği kitaplardır ki, bunlar: Hz. Âdem (Aleyhisselam)’a, Hz. Şit (Aleyhisselam)’a, Hz. İdris (Aleyhisselam)’a ve Hz. İbrahim (Aleyhisselam)’a inen sahifeler, Hz. Musa (Aleyhisselam)’a inen Tevrat, Hz. Davud (Aleyhisselam)’a inen Zebur, Hz. İsa (Aleyhisselam)’a inen İncil ve bizim peygamberimiz Hz. Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) efendimize inen Kur’an’dır.
4- Peygamberlerine iman etmektir. Her ümmete kendi içlerinden gönderilen peygamberlerdir ki, onlar; ümmetlerine Allah’ın emirlerini, yasaklarını ve hükümlerini bildirmek üzere gönderilmişlerdir.
5- Kadere iman etmektir
حديث جابر بن عبدالله رضي الله عنهما قال: وقال النَبِيُّ صلى الله عليه وعلى آله وسلم: (( لَا يُؤمِنُ عَبْدٌ حَتَى يُؤْمِنَ بالقَدَرِ خَيْرهِ وَشرِّهِ مِنَ اللهِ، وَحَتَى يَعْلَمَ أَن مَا أَصَابَهُ لَمْ يَكُنْ ليُخْطِئَهُ، وَأَنَّ مَا أَخْطَأهُ لَمْ يَكُنْ لِيُصِيبَه )).
Câbir b. Abdullah (r.a.)’den rivayete göre, Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Bir kul hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna iman etmedikçe; hatta başına gelen bir şeyin kendisinden şaşırıp başka bir tarafa gitmeyeceğine kendisini atlayan bir şeyin de kendisine dönüp gelmesine imkân olmadığına kesinlikle bilmedikçe gerçek imana erişmiş olamaz.”10
------------------
10- - Bu hadisi Tirmizi rivayet etmiştir. Tirmizi: Bu konuda Ubade, Câbir, Abdullah b. Amr’dan da hadis rivâyet edilmiştir. Bu hadis garib olup sadece Abdullah b. Meymun’un rivâyetiyle bilmekteyiz. Abdullah b. Meymûn ise münker hadisler aktaran birisidir. Ayrıca Elbani bu hadise (sahih süneni tirmizi)’sinde sahihtir der.

6- Ahiret gününe iman etmektir. Kıyamet: kabir, sual, ba’s / öldükten sonra dirilmek, haşr, hesap, cennet, cehennem, sırat ve mizan gibi ahirete taalluk eden şeylerin tümüne şamildir.
7- Allah’ı ve Resulünü (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sevmek
عن أنسٍ رضي الله عنه عن النبي صلى الله عليه وسلم قال: ((ثَلَاثٌ مَن كُنَّ فيه وجَدَ حَلَاوَةَ الإيمَانِ: أنْ يَكونَ اللَّهُ ورَسولُهُ أحَبَّ إلَيْهِ ممَّا سِوَاهُمَا، وأَنْ يُحِبَّ المَرْءَ لا يُحِبُّهُ إلَّا لِلَّهِ، وأَنْ يَكْرَهَ أنْ يَعُودَ في الكُفْرِ كما يَكْرَهُ أنْ يُقْذَفَ في النَّارِ ((.
Enes (Radıyallahü anh)’den, Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Üç şey vardır ki, bunlar kimde bulunursa o kimse imanın tadını bulur, Bir kimseye Allah ve Resulü, başkalarından daha sevgili olmak. Bir kimse sevdiğini yalnız Allah için sevmek. Bir kimseyi Allah küfürden kurtardıktan sonra, tekrar küfre dönmekten, ateşe atılmaktan tiksindiği gibi tiksinmek.” buyurmuşlar.11
8- Allah için sevmek Allah için buğz etmek
عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، عن النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، قال: ( إِنَّ أَوْثَقَ عُرَى الْإِيمَانِ: أَنْ تُحِبَّ فِي اللهِ، وَتُبْغِضَ فِي اللهِ( .
Bera b. Azib (Radıyallahü anh)’den, Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Şüphesiz imanın en sağlam kulpu; Allah için sevmek ve Allah için buğz ermektir.”12
-------------------
11- (Müslim, 43; Buhari, 16; Tirmizi, 2624; Nesai, 4987; İbni Mace, 4033; Ahmed, 12021 ) Tirmizi: Bu hadis hasen sahihtir. Bu hadisi Katâde de Enes’ten aynı şekilde rivayet etmiştir.
12- Ahmed b. Hambel 18524;

9- Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e tazim, ehli beytini ve Ensar’ı sevmek buna dahildir. Yani Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e yüceliğine inanmak. O’na salât-ü selam getirmek, sünnetine uymak da buna girer.
اللهم صل على سيدنا محمد الذى ملأت قلبه من جلالك وعينه من جمالك فأصبح فرحًا مسرورا مؤيدا مسرورا وعلى آله وصحبه وسلم تسليما و الحمد لله على ذلك
Kavli şerifinden daha faziletli ne olabilir ki… ve sünnetine tabi olmak; Hasan bin Süfyan’ın rivayet ettiği hasen bir hadiste Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
عَنْ اِبْنِ عَمرِو بْنِ الْعَاصِ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : لا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يَكُونَ هَوَاهُ تَبَعًا لِمَا جِئْتُ بِهِ
Abdullah b. Amr b. el-As (Radıyallahü anhuma) Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir:
“Arzuları (hevası) benim getirdiğim (İslâm gerçeğin)’e uymadıkça hiç biriniz (kâmil) mümin olamaz.”13
-----------------
13- - Beğavî, Mesâbihu's-sünne, 1, 160 (tahkikli baskı); Şerhu's-sünne, 1, 212–213 Hatib Tebrîzî, Mişkâtu'l-Mesâbîh, 1, 55; 2. Nevevî, Kırk Hadis (hds. No:41), Hadis sened açısından değerlendirmesi için bk. İbn Receb el-Hanbelî, Camiu'1-ulüm ve'l-hikem, s.364–365

Bir adamda cüzzam başladı. Doktorlar, onu gördüklerinde hepsi bu hastalığın ilacı yok dediler. Ve Üfeyr oğullarından biri onu gördü. Ona: Sad bunun hadise büyük inancı var dediler. O da: “Ey kişi niçin kendine tıbbi müdahale etmiyorsun” dedi. Cüzzamlı adam: “doktorlar bu hastalığın tedavisi yok dediler” dedi. O; “Doktorlar yalan söylüyor. Nebi (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) onların en doğru söyleyenidir.
Ebu Hüreyre haber vermiş ki: Kendisi Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işitmiş:
عن أبي هريرة رضي الله عنه أنه سمع رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: "في الحَبَّةِ السوْدَاءِ شِفَاءٌ من كل دَاءٍ إلاَّ السَّام." قال ابن شهاب: والسام الموت، والحبة السوداء الشونيز.
Ebu Hüreyre (Radıyallahü anh)’den: Kendisi Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’i şöyle buyururken işitmiş:
“Gerçekten çörek otunda her derde deva vardır. Yalnız sam müstesna!” İbni Şihâb der ki: Sam, ölüm demektir. Habbe-i Sevda da Çörek otudur.14
-----------------
14- - Müslim (2215)

Bu sana musallat olan hastalık böyledir. Sonra bana döndü çörek otu ile balı karıştırsın bedenine başı yüzü ayakları dâhil hepsine sürsün. Bir saat beklesin sonra onu yıkansın. Cildi dökülecek ve yeni bir cilt bitecek (cildi yenilenecek).
Adam eski haline döndü doktorlar ve insanlar hadis ehlinin Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in hadisine olan imanının kuvvetine hayret ettiler. O her hastalığa çörek otu kullanıyordu. Hatta ihtiyarlıktan ötürü kör olan bile bir saat içinde iyileşirdi. Ehli beytini sevmek hususunda Allah Teâlâ şura suresinin 23. Ayetinde şöyle buyuruyor:
قُل لَّا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا إِلَّا الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبَىٰ ۗ
De ki: Ben buna karşı¬lık sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemi¬yorum. (şura/23)
Ensarı sevmek hususuna gelince Enes (Radıyallahü anh)’den: Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
عَنْ أنَس قَالَ : قَالَ النبي صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : آيَةُ الإِيمَانِ حُبُّ الأَنْصَارِ ، وَآيَةُ النِّفَاقِ بُغْضُ الأَنْصَارِ
“Kâ¬mil imanın alameti Ensar’ı sevmek, münafıklığın alameti de Ensar’a buğz etmektir”15
-------------------
15- Buhari 17, Müslim 128, Nesai 5034

Bil ki, her kim ne zaman olurda olsun Allah’ın dinine yardım ederse o Ensardan olur (sayılır). Ve bu hadisin zımnına dâhil olur.
10- Şeaire tazim; Allah’ın dininin alametleri yani Allah’ın farz kıldığı emirlerin hepsine birden şeair denir. Allah’ın alametlerinin, (nişanelerini) zikretmeye değer ki; bunlar: mekânsal ve zamansal nişanelerdir. Bunlara tazim takvaya ve “haşyetullaha” Allah korkusuna (Allah’tan korkmaya) varis kılar.
11- İhlas ve riyayı ve nifakı terk etmektir; bu niyettir. Allah Teâlâ beyyine suresi 5. Ayetinde şöyle buyuruyor: وَمَا أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ “Hâlbuki onlar, ancak Allah'a ibadet etmekle, emrolunmuşlardır.” (Beyyine/5)
“İbadet; amel ve terktir. Yani emirleri yerine getirip nehirlerden kaçmaktır. riyayı ve nifakı terk etmek… riya; halk tarafından övülmeyi istemek, nifak ise küfrünü gizleyip iman izhar etmektir. Eğer bir kişi seni yüzüne karşı övüyorsa şöyle de:
اللهم اجعلني خيرا مما يقولون واغفر لي ما لا يعلمون ولا تؤاخذنى بما يقولون.
Allahım, beni söylediklerinden daha iyi yap. Bilmedikleri şeyi benden affet ve beni omların söyledikleriyle muaheze etme.
12- Tevbe etmek
عن جابر بن عبد الله - رضي الله عنه - قال: ))خطبنا رسول الله - صلى الله عليه وسلم - فقال: أيها الناس توبوا إلى الله قبل أن تموتوا، وبادروا بالأعمال الصالحة قبل أن تشغلوا (( …
Cabir bin Abdullah (Radıyallahü anhüma)’dan; Şöyle demiştir: Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize şu hutbeyi irat buyurdu:
“Ey İnsanlar! Ölmeden Önce Allah'a tevbe ediniz. Meşgul olma¬dan önce salih amellere koşunuz …16
---------------------
16- İbni Mace/ 1081 şeyh Elbani: zayıftır der.

13- Korku ve ümit, Korku; müminin kabinin emin olmaması ve bütün mahlûkatın iyiliklerine sahip olsa bile Allah’ın kendi anelenden hiçbirini kabul etmemesi korkusunun dinmemesidir. Ümit; bütün mahlûkatın günahına sahip olsa bile Allah’a karşı hüsnü zan besleyip affedilmeyi bekleyerek Allah’ın rahmetinden ümidi kesmemektir.
14- ( – şükür – )
عن جابر عن النبي - صلى الله عليه وسلم - مَن أُعْطِىَ عطاءً فوجَدَ فليَجْزِ به ، فإن لم يَجدْ فليَثْنِ به ، فمن أَثْنى به فقد شَكَرَه ، ومَن كَتَمَه فقد كَفَرَه.
Cabir İbni Abdullah (Radıyallahü anhüma)’tan; Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
“Kime bir iyilik yapılır da (bu iyiliğe iyilikle mukabelede bulunmak üzere maddi bir imkân) bulursa hemen o iyiliği (iyilikle) karşılasın. Eğer (o iyiliğe) iyilikle mukabele etmek için maddî bir imkân bulamazsa (kendisine yapılan) bu iyiliği övsün. (Kendisine yapılan) bu iyili¬ği öven kimse onun şükrünü yerine getirmiş olur. Bu iyiliği (kimseye söylemeyerek) gizleyen kimse de onu inkâr etmiş olur.”17
------------------
17- Ebu Davud 4813; Tirmizi 2034

Ali İbni Hattab el Cezeri dedi ki; rüyamda Allah Teâlâ ile konuştum. Buyurdu ki; ya İbni Hattab! temenni et (Dile). Ben sustum. Bunu üç kere tekrarladı. Dedim ki ya Rabbi peygamberlerinle şereflendim onlara kitap indirdin. Beni öyle bir sözle şereflendirdin ki; seninle benim aramda vasıta yok. Buyurdu ki ya İbni Hattab “Kötülük edene iyilik etmek Allah için şükranı nimetin en ihlaslı halidir. İyilik edene kötülük etmek ise Allah’ın nimetine karşı nankörlüktür.” Ben; artır ya Rabbi, dedim. Bana ya İbni Hattab bu sana yeter, bu sana yeter, buyurdu.
Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
عن رسول الله - صل الله عليه وسلم - أنه قال : اوحي الله الي موسى فقال له : يا موسى اشكر لى حق الشكر فقال موسى : يا رب من يقدر على ذلك ؟ قال : يا موسى إذا رأيت النعمة مني فذلك حق الشكر
Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: Allah Musa’ya vahy etti ve ona şöyle buyurdu: Ya Musa bana hakkıyla şükret. Musa dedi ki; Ya Rabbi buna kim güç yetirebilir? Allah Teâlâ buyurdu: Ya Musa nimetin benden olduğunu bilerek şükrettiğin zaman işte o hakkıyla şükürdür.”18-19
-----------------------
18- Kısası Enbiya – Ravendi – : hadis No: 178; Mizan’ül-hikmet: hadis No: 9603 İbni Kayyım bunu İsrailiyat olduğunu söylemiştir.
19- Bu hadisin İbni Mace’nin süneninde olduğunu söyleyen kaynaklar da var ancak ben orada bulamadığım gibi Şia kaynaklarından başka kaynaklarda da bulamadım. Şia kaynaklarında İmam Caferi Sadık’tan mervi olarak zikredilir.

15- Sabır, Abdullah el-Mağaveri, Ebu’l-Hasan el-Eşbili’ye şöyle dedi: Ya Ebe-l Hasan sana beş şeyi emreder, beş şeyden de sakındırırım. Emrettiklerim; mahlûkatın ezasını yüklenmek, kardeşlerinin rahata kavuşması, kulak olman (dinleyici olman) dil olmaman (konuşan olmaman) ve nefsine karşı insanlarla olmandır. Nehy ettiklerim ise; kadınlarla muaşereti, dünya sevgisini, riyaset sevgisini, münakaşayı, Allah adamlarına itaatsizliği, onlar Sabredenler ki – her hallerinde Allah’a hamd ederler – Ve şükredenler ki – Allah’ın nimetlerine karşı bolca şükrederler.
16- Allah’ın kazasına razı olmak
رواه البزار عن ابن عمر ، قال النبي صلى الله عليه وسلم ، خمس من الإيمان من لم يكن فيه شيء منهن فلا إيمان له: التسليم لأمر الله والرضا بقضاء الله والتفويض إلى الله والتوكل على الله والصبر عند الصدمة الأولى
Bezzar İbni Ömer’den rivayet ettiğine göre Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
Beş şey imandandır kimde bunlardan biri olmazsa onda iman yoktur: Allah’ın emirlerine tam teslimiyet, Allah’ın kazasına razı olmak, işi Allah’a ısmarlamak, (Allah’a havale etmek) Allah’a tevekkül etmek, ilk musibet anında sabretmek.20
17- Vefakâr olmak, قال رسول الله صلى الله عليه وسلم : حسن العهد من الإيمان
Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Ahdi Güzel yapmak (koruyup riayet etmek) İmandandır”21
------------------
20- Celalettin Suyuti; Cami’ul-ehadis, Elbani bu hadis zayıftır der.
21- Tirmizi; Siyret, Buhari Edep

18- Verâ sahibi olmak. konuşma, yiyecek ve içeceklerde ve diğer şeylerde haramdan ve şüpheli şeylerden kaçınmak. Şüphe; içine kuşku endişe girmesidir. Ehlullahtan bazıları şöyle dedi: benim için veradan daha kolay bir şey görmedim, ne zaman ruhumda bir şeyi hissetsem o şeyi terk ederim. Haberde böyle bildirildi:
عن الحسن بن علي رضي الله عنهما قال : " حفظت من رسول الله صلى الله عليه وسلم : ( دَعْ مَا يَرِيبُكَ إِلَى مَا لَا يَرِيبُكَ ، فَإِنَّ الصِّدْقَ طُمَأْنِينَةٌ ، وَإِنَّ الْكَذِبَ رِيبَةٌ ) ، وقد صححه الشيخ الألباني رحمه الله .
Hasan İbni Ali (Radıyallahü Anhuma) şöyle dedi: Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) den ezberledim, şöyle buyurdu:
“Şüpheli olanı bırak şüphesiz olana bak, çünkü doğruluk gönül rahatlığıdır yalancılık ise kuşkudan ibarettir.”22
Yine varit oldu ki;
وعن وابصةَ بنِ مَعْبِدٍ رضيَ اللَّه عنه قال : أَتَيْتُ رسولَ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم فقال: « جِئْتَ تسأَلُ عنِ البِرِّ ؟ » قلت : نعم ، فقال : « اسْتَفْتِ قَلْبَكَ ، البِرُّ : ما اطْمَأَنَّتْ إِلَيْهِ النَّفْسُ ، واطْمَأَنَّ إِلَيْهِ القَلْبُ ، والإِثمُ ما حاكَ في النَّفْسِ وتَرَدَّدَ في الصَّدْرِ ، وإِنْ أَفْتَاكَ النَّاسُ وَأَفْتَوكَ » حديثٌ حسن ، رواهُ أحمدُ ، والدَّارَمِيُّ في « مُسْنَدَيْهِما » .
592. Vâbisa İbni Ma’bed radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzûruna varmıştım. Bana:
- “İyiliğin ne olduğunu sormaya mı geldin?” buyurdu.
- Evet, dedim. O zaman şunları söyledi:
- “Kalbine danış. İyilik, nefsin uygun gördüğü ve yapılmasını kalbin onayladığı şeydir. Günah ise içini tırmalayan ve başkaları sana yap diye nice nice fetvâlar verse bile içinde şüphe ve tereddüt uyandıran şeydir.” 23
Kendin bir çözüm bulursan, ondan sakın. Bu senin için daha evladır. Onu haram da sayma. Köpeği satıp parasını yemek v.b. gibi durumlardan sakın…
19- Hayâ; Bu beşeri bir sıfattır. Birçok şeyde bunu yapanlara yarar sağlar.
أن النبي ـ صلى الله عليه وسلم ـ قال” :الْحَيَاءُ خَيْرٌ كُلُّهُ “
Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Hayânın hepsi hayırdır”24
----------------------
22- Nesai 5615; Tirmizi 2518; Ahmed 1630; Tirmizi: Bu hadis sahihtir der.
23- Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 227-228; Dârimî, Büyû’ 2; Riyazu’s-Salihin birr 592
24- Sahih-i Müslim 57

Hayâ; tevbe ve rucû' manasındadır. Hayâ ve istihyâ, utanmak manasındadır. Bir insanın utanılacak bir şey yapmaması. Mümin bilir ki Allah onu görür ve bilir. Hareket ettiği her zaman hayâ etmesi gerektiğini bilir. Ve inanır ki; yaptığı şey Allah’ın ilmindedir ve kıyamet günü karşısına çıkacak ve kendisini mahcup edecektir.
( الحياء لا يأتي إلا بخير ) “Hayâ ancak hayır getirir.” Hadisi şerifi gibi.. Allah kulunu hayâ üzere göndermiştir. O bilir ki allah her şeye şahittir. Kul kalbini bu murakaba ile meşgul ettiği zaman Allah’ın razı olmadığı bir işi yaparken veya bir sözü söylerken Allah’tan hayâ etmesi gerektiğine alışır.
“Zemahşerî der ki, hayâ ve istihyâ maddesi hayattan alınmıştır... Hayâ levm, ayıplama ve kötüleme olunacak vaziyetlerden sakınmak sebebiyle, insan hayatına arız olan tagayyür ve inkisar (yani değişme ve kırılma)'dan ibarettir. “Hayiye” kelimesi de bu haletten naşi hayatın vaziyeti mütegayyir oldu demektir ki, ondan utanmak ile tabir olunur. Ve Seyyid Şerif dedi ki, hayâ iki nevi' olur: Birisi nefsani ki, Hz. Huda onu nefislerde halk ve ibda’ eylemiştir; yani fıtrî olur; insanların yanında avret yeri açmaktan hayâ gibi. İkincisi, imanî olur. Mümin olan kimsenin Allah’tan korktuğu için masiyetlerden çekinmesinden ibarettir (Kamus Ter.)”.25
-------------------
25- Sahih-i Buhari ve Tercemesi, Mehmed Sofuoğlu, Ötüken Yayınları: 1/166-167.

“Hayâ: İstihyâ yani utanmak manasına gelir. Lügat ulemasına göre istihyâ, hayattan alınmıştır. Utanmak manasına gelen hayâ, hissin kuvvet ve letafetindedir.
Ebu’l-Kasım Cüneyd-i Bağdadi hazretleri hayâyı; şöyle tarif etmiştir:
“Allah'ın nimetlerini ve kulluk babında yapılan kusurları görerek bunların arasında meydana gelen hâle hayâ derler.”
İbni Salâh’a göre: “Hayâ, kötülüklerden ve hukukta kusurdan menedendir”
Zemahşerî ise: “Hayâ, kendisiyle zem olunan şeyi yapan kimseye arız olan değişme ve kırgınlıktır.” diye tarif eder.
Her hayânın mutlak surette hayır olması ve hayânın ancak hayır getirmesi meselesini bazı ulema müşkül sayarlar. Çünkü utanan kimse bazen pek hürmet ettiği bir kimse ile karşılaşır da ona emri bil marufu yapamaz. Bazen de hayâ kendisine bazı hakları ihlâl ettirir. Bu ve emsali hâller âdet olarak malum olan şeylerdir.
Yukarıdaki müşküle ulemadan İbni Sa1âh'in da dâhil olduğu bir cemaat şu cevabı vermişlerdir: Zikredilen bu mâni' hakikatte hayâ değil, acizlik ve gevşekliktir. Gevşeklik hayâya benzetilmek suretiyle ona bazı yerlerde mecazen hayâ demişlerdir.
Eziyet veren şeylerden murad: yol üzerindeki diken, taş ve moloz gibi şeylerdir.”26
“Hayâ: Arap dilinde kınama endişesi ile insanda görülen utanma halidir. Şer-i şerifte ise çirkin söz ve fiillerden kaçınmaya zorlayıcı ve hak sahiplerinin hukukuna tecavüz etmeye engelleyici huydur. Bu huyun şer'i kaidelere göre kullanılması esastır. Dince çirkin görülen şeylerden, iman dolayısı ile kişiyi uzak tutan utanmaya “dinî hayâ huyu” denir.”27
20- Tevekkül; bu mevzu bahis sebeplere itimat etmemektir. Şüphesiz kalbinde güven ve onun sakinliği müminin en büyük dini görevlerden biridir. Allah Teâlâ işaret kabilinden: وَمَا يُؤْمِنُ أَكْثَرُهُم بِاللَّهِ إِلَّا وَهُم مُّشْرِكُونَ “Onların çoğu, ortak koşmadan Allah'a inanmazlar.”28
------------------
26- Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi Ahmed Davutoğlu Sönmez Neşriyat
27- Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 1/86-87
28- Yusuf 106

Buradaki şirkten maksat gizli şirktir. Yani Allah'ın varlığına olan imanla kalbin bu sebeplere karşı teskini aynıdır.
عن عبد الله بن مسعود )رضي الله عنه (قال: سمعت رسول الله ) صلى الله عليه وسلم( يقول: " إن الرقى والتمائم والتولة شرك "
Abdullah b. Mesud (Radıyallahü Anhuma): Ben Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’ı “(İçerisinde sihre ya da küfre ihtimali bulunan anlaşılmaz sözleri) okuyarak (hasta) tedavi etmek, muska takmak ve sevgi ilacı yapmak şirktir” buyururken işittim, dedi.29
حدثنا قطن بن قبيصة، عن أبيه، أنه سمع النبي صلى الله عليه وسلم قال)) : إن العيافة، والطرق، والطيرة من الجبت((
(Katan b. Kabîsa'nın) babası dedi ki: Ben Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'ı şöyle buyururken işittim:
“Kuş uçur(arak, bu uçuştan hüküm çıkar)mak, uğursuzluğa inan¬mak, çakıl taşları ile fal açmak sihirdendir şirktir.”30
(Ebu Davud: Bu hadiste geçen) “Tark” (keli¬mesi, kuş) uçurmak; “el-iyâfe” (kelimesi de; kum üzerine) çizgi çiz¬mek anlamına geldiğini söyler.31
عن عبد الله بن مسعود قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم الطيرة من الشرك وما منا ولكن الله يذهبه بالتوكل .
Abdullah b. Mesud (Radıyallahü Anhuma)’dan; dedi ki:
Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): “Uğursuzluğa inanmak şirktir,” buyurdu.
Oysa bizden (kalbinde bu düşünce geçmeyen bir kimse ) yoktur. Fakat Allah bu duyguyu tevekkülle giderir.32
----------------
29- Ebu Davut 3883; İbni Mace 3530; Ahmed 1/381
30- Ebu Davut 3907; Ahmed 5/60-20622
31- Sünen-i Ebu Davud Tercüme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 13/545-546.
32- Ebu Davut 3910; Tirmizi 3914;

عَنْ عَلِيٍّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: " اعْمَلُوا، فَكُلٌّ مُيَسَّرٌ لِمَا خُلِقَ لَهُ
Ali (Radıyallahü Anh) şöyle demiştir: Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Siz çalışıp amel edin. Çünkü herkes (yaratıldığı şeye) kolaylaştırılmıştır”
21- (– mahlûkata şefkat – )
عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: " ( وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ، لَا يَضَعُ اللَّهُ رَحْمَتَهُ إِلَّا عَلَى رَحِيمٍ ) ، قَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ، كُلُّنَا يَرْحَمُ، قَالَ: ( لَيْسَ بِرَحْمَةِ أَحَدِكُمْ صَاحِبَهُ ، يُرْحَمُ النَّاسُ كَافَّةً ( "
Enes İbni Malik (Radıyallahü Anhuma)’dan: Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):buyurdular:
“(Nefsim elinde olan Allah’ yemin olsun ki; merhametli olmayana merhamet etmez.) dediler ki, ya Resulellah hepimiz merhametliyiz. Buyurdu ki: (Birinize merhametiniz yeterli değil, Bütün insanlara merhamet etmelidir.)”33
------------------
33- Ebu Ya’la, Müsned 4258

Sana düşen bütün mahlûkata merhamet etmektir. Kâfirler her ne kadar asi olsalar da onlar Allah’ın kullarıdırlar.
22- Büyüklere saygı ve hürmet etmek, küçüklere şefkat göstermek;
عَنْ اِبْنِ عَبَّاسٍ ، قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: " لَيْسَ مِنَّا مَنْ لَمْ يَرْحَمْ صَغِيرَنَا وَيَعْرِفْ شَرفَ كَبِيرِنَا"
İbni Abbas (Radıyallahü Anhuma)’den rivayete göre, Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem ) şöyle buyurmuştur: “Küçüğümüze şefkat büyüğümüze saygı göstermeyen (büyüklerimizin (büyüklük) şerefini tanımayan) bizden değildir.”34
--------------------
34- Tirmizi 1921 Ebu Davud 4943
Tirmizi: Bu hadis hasen gariptir. Amr b. Şuayb’ın, Muhammed b. İshak’tan rivayet ettiği hadis ise hasen sahihtir.
Bu hadis Abdullah b. Amr’dan aynı şekilde başka yollarla da rivayet edilmiştir. Bazı ilim adamları: “Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem.)’in bizden değildir” sözünün manası: “Bizim sünnetimizden bizim edebimizden değildir” demektir.
Ali b. Medînî, Yahya b. Saîd’den naklen diyor ki: Süfyan es Sevrî: “Bizden değildir, sözünün; “Bizim milletimizden yani dinimizden değildir” şeklinde tefsir edilmesinden hoşlanmaz ve reddederdi.
Hadisin son kısmı Ebu Davud’un rivayetinde “büyüklerin hakkını tanımayan” şeklindedir.

Hadisi şerifteki “büyüklerimize saygı” ifadesi karşısında insanların sana kıyam etmesini sevmekten de sakın. Şeyh Muhyiddin Arabi diyor ki; bir kere âlimlerden biri için kaktım. Bana böle yapma dedi ve bunu sevmenin yasaklandığını belirtti. Dedim ki; ey fakih insanların senin önünde kıyamını sevmemekle muhatap sensin (yani onların hürmetinden ötürü böbürlenmemekle sen muhatapsın) ben sana ve senin gibiler için ayağı kalkmamakla muhatap değilim. Bu cevabımı çok beğendi.
Buradan şunu anlıyoruz: biz büyüklerimize hürmet edip saygıda kusur etmeyeceğiz büyüklerimiz de böbürlenip kibre ucub’a düşmeyecekler.
23- Dünyaya dalmamak. Mal ve makam sevgisini terk etmek bunda dâhildir. Dünyada lüksü eğlenceyi terk etmek kaba elbiseler giyip züht sahibi olmak.
قال رسول الله -صلى الله عليه وسلم : من ترك لبس ثوب جمال وهو يقدر عليه ، كساه الله حلة الكرامة
Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem ) şöyle buyurmuştur:
Her kim gücü yettiği halde Allah için tevazu göstererek pahalı ve kıymetli elbiseleri giymeyi terk ederse Allah ona (kıyamet günü) keramet elbisesi giydirecektir.35
Yine hadisi şerifte varit olan ( اخشوشنوا) sözü büyüklenmeyi nefyetmek, ( العجب) ucub’tan, ( والزهوّ) gururdan, ( والخيلاء ) gösterişten ( والصلف ) ve kibirden uzaklaşmaktır.
عن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ((الإيمان بضع وسبعون أو بضع وستون شعبة، فأفضلها قول لا إله إلا الله وأدناها إماطة الأذى عن الطريق، والحياء شعبة من الإيمان))
Ebu Hüreyre (Radıyallahü Anh)’den Fahri Kâinat (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :
“iman yetmiş küsur yahut: altmış küsur şubedir. Bunların efdali La ilahe illallah (Allah’tan başka ilâh yoktur) demektir. En aşağısı ise yoldan eziyet verecek şeyleri gidermektir. Hayâ da imanın bir şubesidir.”36
--------------------
35- Ebu Davud 4778; Tirmizi 2481
36- Müslim, Îmân 58. Ayrıca bk. Buhârî, Îmân 3; Ebû Dâvûd, Sünnet 14; Nesâî, Îmân 16; Tirmizî, Birr 80; Îmân 16; İbni Mâce, Mukaddime 9

Şüphe yok ki; gurur, ucub, kibir müminin saadet yolunun önündeki eza veren engellerdir. Dünyanın zevklerinden uzaklaşmak bu engelleri kaldırmaktır. Amellere göre niyette İslam evinin bir rüknüdür.
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ قَالَ : " لاَ يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مَنْ كَانَ فِى قَلْبِهِ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ مِنْ كِبْرٍ" قَالَ رَجُلٌ: إِنَّ الرَّجُلَ يُحِبُّ أَنْ يَكُونَ ثَوْبُهُ حَسَنًا وَنَعْلُهُ حَسَنَةً . قَالَ: “إِنَّ اللَّهَ جَمِيلٌ يُحِبُّ الْجَمَالَ، الْكِبْر:ُ بَطَرُ الْحَقِّ وَغَمْطُ النَّاسِ.” و قَالَ (إنَّ اللهَ أَوْلَى مَنْ يُتَجَمَّلُ لَهُ)
Abdullah İbni Mesud (Radıyallahü Anhuma)’dan; Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem ):
“ Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez,” buyurdu. Bunu duyan bir adam, “Ama insan elbisesinin ve ayakkabılarının güzel olmasından hoşlanır!” deyince Allah Resulü “Allah güzeldir güzelliği sever. Kibir ise hakikati inkâr etmek ve insanları küçümsemektir.” “Ve Allah onu güzelleştirmekte daha evladır.” Buyurdu.37
-----------------
37- Müslim, İman 91.

Bundan dolayı Allah Cebrail (Aleyhisselam)’ı Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem )’e göndereceği zaman ekseriyetle Dihye’tül-Kelbi’nin suretinde gönderiyordu çünkü o devrin en güzeli Dihye idi. Bir Şehre girdiği zaman onu halk karşılardı. Onu gören hamile kadınlar hamlini düşürürdü.
24- Kibir, ucub, haset, kin, nefret, gıybet, dedikodu, tecessüs (laf taşıma), yalan, küçümseme (saygısızlık), zulüm, aldatma ve birbirinden ilişkiyi kesip yüz çevirmeyi buğz etmeyi, terk etmek;
Bir kavmin duyunca hoşlanmadığı şeyleri duymasından sakın. Çünkü bu bir tür tecessüs demektir ki; Allah onu yasaklamıştır.
Hiç kimseyi küçümseyerek Saygısızlık etme. Eğer karşındaki bir müşrik ise kendi akıbetinden kork belki o ölmeden önce iman eder, sende imansız ölürsün akıbet belli değil kendi akıbetinden kork. Eğer senden büyük bir mümin ise senden çok sevap işlemiştir, senden daha üstündür, diye düşün. Eğer senden küçük bir mümin ise senden daha az günah işremiştir, senden daha üstündür, diye düşün.
Zulüm kıyamet günü karanlıktır. Zulüm; Allah’ın sana yüklediği kullarının haklarını onlara vermeyi engellemendir. birine zorla bir işi yaptırdığın zamanda onun zaruretini gidermeğe gücün yettiği halde yerine getirmemek gibi... Oysa sana düşen senin malında onun hakkının olduğunu bilmektir. Allah, sana hakkını veresin diye onun halini bildirdi. Ancak sen döndün (ondan yüz çevirdin). Müslümanlardan biriyle karşılaşırsan musafaha et (tokalaş) ona selam verirsen ona eğilme zira bu kötü bir adettir.
Varit oldu ki; Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem )’e dendi. Adam, bir adamla karşılaşsa ona eğilebilir mi? Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem ): hayır dedi. Onunla tokalaşa bilir mi? denildiğine evet cevabını verdi.
عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عاَزِبٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : " مَا مِنْ مُسْلِمَيْنِ يَلْتَقِيَانِ فَيَتَصَافَحَانِ ، إِلا غُفِرَ لَهُمَا قَبْلَ أَنْ يَتَفَرَّقَا " .
Bera b. Azib (Radıyallahü Anh)’den rivayet edildiğine göre Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
“İki Müslüman karşılaşırlar da el sıkışırlarsa daha ayrılmadan önce (mutlaka) bağışlanmış olurlar.”38
-------------------
38- Ebu Davud 5212; İbni Mace 3703; Tirmizi 2727; Tirmizi: Ebu İshak’ın Bera b. Azib’den rivayet ettiği bu hadis hasen garibtir.

Hz. Hasan kardeşi Muhammed b. Hanife’yi terk etti. Üç gün sora Muhammed ağabeyine geldi ve şöyle dedi: Ey ağabey! Ey Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem )’ın evladı!
Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem ):
"لاَ يَهْجُر أحَدُكُمْ أَخَاهُ فَوْقَ ثَلاَثٍ، يَلْتَقِيَانِ فَيَصُدُّ هَذَا وَ يَصُدُّ هَذَا "
“Sizden biriniz kardeşini üç günden fazla terk etmesin (küsmesin). Birbirlerine karşı gelirler; O yan döner; bu da yan döner (O yüz çevirir; bu da yüz çevirir).”39
Üç gün tamamlandığında eğer önce sen gelip benimle barışırsan, sen benden daha hayırlısın, biz bir adamın oğullarıysak ta sen Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem )’ın torunusun. Birbirini terk eden iki adamdan ilk selam veren daha hayırlıdır. Eğer sen bana gelmezsen ben sana gelirim. Hz. Hasan hayvanına bindi kardeşi Muhammed’e önce barışmaya gitti.
İkinci kısım:
Dilin amellerine raci’dir.
25- Kelime-i tevhidi söylemek;
Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem ) şöyle buyurdu:
وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : (( جَدِّدُوا إِيمَانَكُمْ، قِيلَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، وَكَيْفَ نُجَدِّدُ إِيمَانَنَا ؟ قَالَ : أَكْثِرُوا مِنْ قَوْلِ: لا إِلَهَ إِلا اللَّهُ ))
“İmanınızı tazeleyin denildi ki ya Resulellah imanımızı nasıl tazeleyelim? Buyurdular ki; la ilahe illallah sözünü çok söyleyin.”40
---------------
39- Müslim 2560; Şerhi sahihi Müslim 16/117
40- Ahmed 8695

Rivayet edilir ki, şeyh Ebu Rabi’ bir yemek sofrasına denk geldi kendisi yetmiş bin kere la ilahe illallah çekiyordu. Onlarla birlikte sofrada keşif ehli bir genç vardı. Ne zaman elini yemeğe uzatsa ağlıyor o yemekten imtina ediyordu. Orada bulunanlar ona: Niçin ağlıyorsun dediler. Cehennemi görüyorum ve annemi orada görüyorum. Şeyh Ebu Rabi’ ona şöyle dedi: kendi kendime dedim ki; “Allahım sen biliyorsun ki yetmiş bin kere tahlil ettim. Yaptığım bu zikri bu gencin annesinin cehennemden kurtuluşuna vesile verdim kabul et.”
O genç; “Elhamdülillah annemin cehennemden çıktığını gördüm ve çıkış sebebini anlamadım dedi. Sevindi ve cemaatle birlikte yedi.
Bu sayıdaki tahlile (عتاقة صغري) küçük kurtuluş adı verilir. İhlas suresi gibi… Yüz bin ihlas suresi okunduğunda (عتاقة كبري) büyük kurtuluş denir. Yıllarca bile sürse olur hepsinin peş peşe olması şart değildir. (Ömrün boyunca yüz bin ihlas okumak büyük kurtuluştur.)
26- Kur’an okumak;
عنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رضي الله عنه قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : ( إِنَّ لِلَّهِ أَهْلِينَ مِنْ النَّاسِ ) قَالُوا : يَا رَسُولَ اللَّهِ ، مَنْ هُمْ ؟ قَالَ ): هُمْ أَهْلُ الْقُرْآنِ ، أَهْلُ اللَّهِ وَخَاصَّتُهُ (
Enes bin Mâlik (Radıyallahü anh)’den Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, dediği rivayet edilmiştir:
“Şüphesiz insanlardan Allah’a yakın olanlar vardır.” Sahabiler:
–Ya Resulellah! Allah’a yakın insanlar kimlerdir? diye sordular. Resulüllah:
“Onlar Kur'an ehli, Allah ehli ve Allah'ın has kullarıdır.” buyurdu.41
Çoğu durumda mukarrebunla olmak ve Mushaf’ı okumak ibadettir.
وعن عبدالله بن مسعود - رضي الله عنه – قال رسول الله صلى الله عليه وسلم ” : أديموا النظر في المصاحف “.
Yine Abdullah İbni Mesud (Radıyallahü anh)’dan rivayet edilen merfu hadiste: Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Kur'an-ı Kerim’i okumaya devam edin.”42
Riyadan korkmuyorsan yani riya yapmayacağından eminsen açıktan okumak gizli okumaktan daha faziletlidir. Aksi ise gizli okumak daha faziletlidir. Hadisi şerifte varit olduğu gibi:
عَنْ عُقْبَةَ بْنِ عَامِرٍ رضي الله عنه قَالَ : سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ : ( الْجَاهِرُ بِالْقُرْآنِ كَالْجَاهِرِ بِالصَّدَقَةِ ، وَالْمُسِرُّ بِالْقُرْآنِ كَالْمُسِرِّ بِالصَّدَقَةِ
Ukbe b. Âmir (Radıyallahü anh)’den rivayete göre, Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’den şöyle buyurduğunu işittim demiştir: “Kur’an-ı açıktan okuyan açıktan sadaka vermiş gibidir. Kur’an’ı gizli okuyan ise gizli sadaka vermiş gibidir.”43
-------------------
41- İbni Mace 215; Ahmed 11870
42- İbni Ebu Şeybe, Musannif 2/499
43- Tirmizi 2919; Nesai, 1645; Ebu Davud, 1333; Tirmizi: Bu hadis hasen garibtir der.
 “Bu hadisin manası Kur’an-ı gizli olarak okuyan kimsenin açık olarak okuyan kimseden üstün olduğudur. Çünkü gizli sadaka vermek, ilim adamlarınca açıktan vermekten daha değerli görülmüştür. Bunun tefsirini de şöyle yapmışlardır: Kişi gizli vermek suretiyle kendisini beğenmişlikten kurtarmış olur. Gizli verilen sadaka ve gizli yapılan ibadetlerde kendini beğenmişlik hastalığına yakalanması açıktan yapılan kadar korkuyu gerektirmez.”

Bakara ve Âli İmran surelerini ezberle kim Deccal’in fitnesinden Allah’a sığınmak isterse Kehf suresinin ilk on ayetini ezberlesin. Kur'an'ı unutmak haramdır. İkinci kez ezberlemek mümkün olamasa da evvelkisinin tekrarı için gayret olur.
27- İlim öğrenmek ve öğretmek; ilim amelin esasıdır. İlim olmadan amel sahih olmaz. Amel ilmin semeresidir amelsiz ilim de fayda vermez. Bundan dolayı ilimle iştigal etmek nafile ibadetten daha faziletlidir. İlmin en faziletlisi de din ilimleri, tefsir, hadis, usulü fıkıh, fıkıh ve kavaittir.
28- Dua etmek;
عَنِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ” :الدُّعَاءُ هُوَ الْعِبَادَةُ “
Numan b. Bişr (Radıyallahü anh)’den: Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Dua ibadettir.”44
Müminlerin salihi olman için allaha dua et ki Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): dostu olasın.
وعن أَبي عبداللَّه عمرو بن العاص رضي اللَّه عنهما قَالَ : سمعتُ رَسُولَ اللَّه صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ جِهارًا غيْرَ سِرٍّ يَقُولُ : … إِنَّما وَلِيِّي اللَّهُ وصالحُ المُؤْمِنِين،
Ebu Abdullah Amr b. As (Radıyallahü anh)'dan Demiş ki: Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i gizli değil açıkça şöyle buyurur¬ken İşittim: “…Benim velim ancak Allah ile müminlerin Salihleridir.”45
--------------------
44- İbni Mace 3828; Tirmizi 3372; Tirmizi: bu hadis hasen sahihtir der.
45- Müslim 215; Buhari 5990

29- Zikirde bulunmak. İstiğfar ve Lağv yani batıl sözlerden sakınmak ta bunda dâhildir, Lağv; Batıl söz, içinde din ve dünya menfaati olmayan lakırdılardır.
Rükûda üç kere subhane rabbiy’el-azimi ve bi-hamdihi, secdede üç kere subhane rabbiy’el-a’la ve bi-hamdihi de. İshak b. Rahviye’ye göre bunları rükû ve secdede üç kere söylemeyenin namazı sahih olmaz. Kuran diğer zikirlerin en faziletlisidir. Kur’an okumak ve zikir duadan daha faziletlidir. Yapamasan bile hayırlı amellerden bahsetmek gerekir. bir şer konusunda kendine konuştuğunda onu Allah için terk etmeye karar ver, azmet. Çünkü Allah huzuruna çıktığın zaman işlediğin bir günahtan dolayı seni yargılamıyorsa terk etmeye azmettiğin için onu hasenat olarak yazmıştır.
Üçüncü kısım:
Bedenin amellerine aittir ve üç nev’idir.
Birinci nevi:
Muayyen şeylere mahsustur.
30- Temizlenmek, hissî ve hükmî olmak üzere ikiye ayrılır. Hissî temizlik; , Abdest almak, cünüplükten, hayız ve nifastan te¬mizlenmek gibi bedene ait temizliklerle elbise ve yer temizliğidir. Hükmî temizlik; Sünnet olmak, koltuk altını temizlemek, kasık tıraşı olmak, bıyığı kısaltmak, kötü kokuları izale etmek…
عن عاءشة رضي الله عنها قالت. قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّ اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: عَشْرٌمِنْ الْفِطْرَةِ قَصُّ الشَّارِبِ وَإعفاء اللَّحْيَةِ وَالسِوَاكُ وَاسْتِنْشَاقُ المْاَءِ وَقَصُّ الأظْفَارِوَغَسْلُ الْبَرَاجِمِ وَنَطْفُ الإبْطِ وَحَلْقُ العَانَتِ وَانْتِقَاصُ الْمَأءِ.
Hz. Aişe (Radıyallahü Anha)’dan, Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu:
“On şey fıtrattandır; bıyığı kısaltmak, sakalı uzatmak, misvak (veya fırça) ile dişleri temizlemek, buruna su çekerek temizlemek, tırnakları kesmek, parmakların arasını hilallemek (ovalamak), koltuk altlarını temizlemek, avret mahallini temizlemek (etek tıraşı), taharet etmek.”46
Sen her Cuma, namaza gitmeden önce guslet bunu yaptığın zaman vazifeni eda etmiş olursun. Sahih hadiste varit olduğu gibi:
عن أبي سَعيدٍ الخدريِّ رَضِيَ اللهُ عنه، قال: قال رسولِ اللهِ صلَّى اللهُ عليه وسلَّم: ))الغُسلُ يومَ الجُمُعةِ واجبٌ على كلِّ محتلمٍ، ((
Ebu Said’ el-Hudrî (Radıyallahü Anh)’den, Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in “Cuma gönü yıkanmak, her ihtilâm olana farzdır.” buyurdular47
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عنه ، قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : " حَقٌّ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ أَنْ يَغْتَسِلَ فِي كُلِّ سَبْعَةِ أَيَّامٍ يَوْمًا يَغْسِلُ فِيهِ رَأْسَهُ وَجَسَدَهُ "
Ebu Hüreyre (Radıyallahü Anh) şöyle demiştir; Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): “Her yedi gün¬de bir gün yıkanmak her Müslüman kişi üzerine Yüce Allah'ın bir hakkıdır” buyurdu.48
İki hadisin belirttiği şey Cuma günü yıkanmak. Ayrıca eğer cünüpken uyumak istersen namaz abdesti al sonra uyu. Çünkü ölen kâfirin Kötü kokan cesedine yaklaşılmadığı gibi melekler cünüp olana yaklaşmaz. Fakat abdestli olursa o müstesna. Aksi halde sen cünüpken abdesti terk ederek uyumakla kötü kokan ölü kâfir menziline inmiş olursun. Hükmi temizlik ise Necasetten temizlenmektir.
عَنْ عائشة أم المؤمنين رَضِيَ اللهُ عنها قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : " تَنَظَّفُوا فإنَّ الإسلامَ نظيفٌ
Hz. Aişe (Radıyallahü Anha)’dan, Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “temiz olun zira İslam temizdir.”49
عن أبي هريرة رَضِيَ اللهُ عنه أنَّ النبي صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قال : خمس من الفطرة : الختان، والاستحداد، وقص الشارب ، وتقليم الأظافر، ونتف الآباط
Ebu Hüreyre (Radıyallahü anh)’den rivayet edildiğine göre Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
“Fıtrat beş (haslet)tir. Yahut beş (haslet) fıtrattandır. “Sünnet olmak, kasıkları tıraş etmek, bıyıkları kısaltmak tırnakları kesmek, koltuk altını yolmak.”50
----------------------
46- Müslim 261; Ebu Davut
47- Müslim 846; Buhari 880
48- Buhari 871; Müslim 849
49- İbni Hibban 2/400
50- Buhari 5439; Müslim 257; İbni Mace 292

31- Namazda ve namaz dışında avret yerini örtmek ve gözleri bakılması yasak olandan çevirmek;
قُل لِّلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفَظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ
(Resulüm!) Mümin erkeklere, gözlerini (harama) dikmemelerini, ırzlarını da korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarından haberdardır.51
وَقُل لِّلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفَظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا
“Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini korusunlar. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler.”52
عن جابر أن النبي صلى الله عليه وسلم قال من كان يؤمن بالله واليوم الآخر فلا يدخل الحمام بغير إزار
Cabir (Radıyallahü anh)’den rivayet edildiğine göre, Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse peştamalsız hamama girmesin.”53
------------------
51- Nur suresi-30
52- Nur suresi-31
53- Tirmizi 2801; Ahmed; 14124

Asla Uyluğunu başkasına gösterme ve ölü ya da diri başkasının uyluğuna da bakma.
32- Namazı dosdoğru kılmak; Farz ve nafile namazlarla kaza namaz¬ları bunda dâhildir.
Şafii fıkhına göre Farzlar tamam olmadan nafile sahih olmaz. Bizzat Nafilede de kendisinde farz ve nafileler vardır. Farzlar noksan olunca nafilelerden tamamlanır. Hadisi şerifte varit olduğu gibi:
عن أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ : سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ ( إِنَّ أَوَّلَ مَا يُحَاسَبُ النَّاسُ بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنْ أَعْمَالِهِمُ الصَّلَاةُ ) ، قَالَ : ( يَقُولُ رَبُّنَا جَلَّ وَعَزَّ لِمَلَائِكَتِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ : انْظُرُوا فِي صَلَاةِ عَبْدِي أَتَمَّهَا أَمْ نَقَصَهَا ؟ فَإِنْ كَانَتْ تَامَّةً كُتِبَتْ لَهُ تَامَّةً ، وَإِنْ كَانَ انْتَقَصَ مِنْهَا شَيْئًا ، قَالَ : انْظُرُوا هَلْ لِعَبْدِي مِنْ تَطَوُّعٍ ؟ فَإِنْ كَانَ لَهُ تَطَوُّعٌ ، قَالَ : أَتِمُّوا لِعَبْدِي فَرِيضَتَهُ مِنْ تَطَوُّعِهِ ، ثُمَّ تُؤْخَذُ الْأَعْمَالُ عَلَى ذَاكُمْ )
Ebu Hüreyre (Radıyallahü anh)’den; demiştir ki; Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in şöyle buyurduğunu işittim:
“Halkın kıyamet gününde ilk hesaba çekileceği amel, namaz¬dır. Aziz ve celil olan rabbimiz Kabilimizi bildiği halde meleklerine (şöyle) der; Kulumun (Farz) namazına bakınız, onu tam mı, yoksa eksik mi kıl¬mış? Eğer (O kimsenin farz namazı) tam ise, onun için (namaz seva¬bı) tam olarak yazılır. Eğer (Farz) namazından biraz eksik olursa, Allah Teâlâ (şöyle) emreder: (Bu) kulum için nafile (namaz) var mı, bir bakınız! Şayet o kimse için nafile (namaz) var ise, (şöyle) buyurur: Kulumun (eksik olan) farzını nafilesinden tamamlayınız. Sonra (farz olan diğer) ameller de bu şekilde (ele) alınır.”54
-------------------
54- Ebu Davud 864 Tirmizi, 413; İbni Mace, 202; Nesai 461; Darimi, 91; Ahmed b. Hanbel, 9130; Muhatta, 89.

33- Zekât vermek;
Sadakada Farz olana zekât nafile olana nafile ve tatavvu’ denir. Bu farz sadaka (yani zekât) sayesinde buhl denen cimrilik yok okur. Tatavvu’ nafile sadaka sayesinde de yüksek derecelere ulaşılır. Kerim seha’ isar ve cûd gibi cömertlik sıfatları ile vasf edilir.
34- Köle azat etmek; şeyhaynin rivayet ettiği hadisi şerifte beyan buyrulduğu gibi:
عَنِ أَبَي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: " مَنْ أَعْتَقَ رَقَبَةً مُؤْمِنَةً أَعْتَقَ اللَّهُ بِكُلِّ عُضْوٍ مِنْهَا عُضْوًا مِنْهُ مِنَ النَّارِ ، حَتَّى يُعْتِقَ فَرْجَهُ بِفَرْجِهَا."
Ebu Hüreyre(Radıyallahü anh)’den; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
“Bir kimse mümin bir rakabe (köle) âzâd ederse. Allan o rakabenin her uzvu mukabilinde kendisinin bir uzvunu cehennemden âzâd eyler.”55
35- Cömertlik. misafirperverlik te buna dâhildir.
عَنْ عَمْرِو بْنِ عَبَسَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ ، قَالَ : أَتَيْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقُلْتُ : يَا رَسُولَ اللَّهِ …مَا الإِيمَانُ ؟ قَالَ : " الصَّبْرُ وَالسَّمَاحَةُ "
Amr İbni Abeseh (Radıyallahü anh)’den; şöyle dedi: “Allah Resulü (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e geldim. Ya Resulellah… İman nedir? Dedim. “Sabretmek ve cömert davranmak” buyurdular.56
Misafirlik konusuna gelince, Eğer misafir hükmen mukim olursa, o zaman onun hakkı üç günüdür, fazlası ise sadakadır.
عَنْ أَبِي شُرَيْحٍ الْخُزَاعِيِّ ، أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُحْسِنْ إِلَى جَارِهِ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَسْكُتْ ‏"‏ ‏.
Ebu Şüreyh el-Huzâ`î (Radıyallahü anh)’den rivayet edildiğine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
“Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse komşusuna iyilik etsin. Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse misafirine ikram etsin. Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse ya faydalı söz söylesin veya sussun!”57
------------------
55- Müslim 1509 ve Buhari
56- Müsned-i İbni Ebî Şeybe 755
57- Müslim, İman 48; Buhari 185

36- Farz ve nafile oruç tutmak; ramazan günlerinde hasta ve yolcu değilseniz peş peşe tut ki karşı gelmiş olmaktan kurtulasın. Çünkü ramazan ayının günleri peş peşe oruç tutulan günlerdir. Eğer bayrama kadar oruç tutabilecek güçte isen onu yap. Şüphesiz mükâfatı da o oranda olacaktır. Şevval ayında altı gün oruç recep ve şaban aylarında oruç tutmak sevaptır. Eğer gücün yeterse bu aylarda tutabildiğin kadar oruç tut. Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şaban ayının çoğunu oruç tutarak geçirirdi. Sen de bu aydaki orucun hazzını koru. Ancak Ramazan'ı tazim etmek niyetiyle değil. Bu ayda Allah’a itaat maksadıyla tutulmalı.
37- İtikâfa girmek; Kadir gecesini ihya etmek için aramak bunda dâhildir. Mescide girdiğin zaman orada dururken itikâfa niyet et. Zaten oradasın. Malayaniden korunmak ve farz sevabı almak daha evladır. Allah benim bu mescitten çıkmama izin verinceye kadar Allah için itikâfa gireceğim de. Sonra da bu mescitte kaldığım müddetçe Allah için itikâfa niyet ettim de, sonra otur. Nitekim hadisi şerifte:
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيُّ رضي الله عنه قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : ( إِذَا رَأَيْتُمُ الرَّجُلَ يَتَعَاهَدُ الْمَسْجِدَ فَاشْهَدُوا لَهُ بِالإِيمَانِ ، فَإِنَّ اللَّهَ تَعَالَى يَقُولُ : ( إِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللهِ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَاليَوْمِ الآخِرِ وَأَقَامَ الصَّلاَةَ وَآتَى الزَّكَاةَ ) الآيَةَ )
Ebu Saîd el Hudri (Radıyallahü anh)’den rivayete göre, Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Bir kimsenin mescitle ilgilenip oraya gidip geldiğini görürseniz onun imanına şahit olunuz. Çünkü Allah: (tevbe: 18) de şöyle buyurur:
إِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللّهِ مَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَأَقَامَ الصَّلاَةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَلَمْ يَخْشَ إِلاَّ اللّهَ فَعَسَى أُوْلَـئِكَ أَن يَكُونُواْ مِنَ الْمُهْتَدِينَ
“Allah’ın mescitlerini ziyaret etmek yahut onları onarıp gözetmek, canlı tutup, zirvede kalmasını sağlamak ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan namazlarında dosdoğru ve devamlı olan, zekâtlarını veren Allah’tan başka kimseden korkup çekinmeyen kimselere aittir. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır”58
Kadir gecesi ramazan ayında, genellikle son on gecesinde ve tek gecelerde aranır.
38- Haccetmek. Umre denilen küçük hacc bunda dâhildir. hadisi kudsi de:
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيُّ رضي الله عنه ، أَنّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ : " قَالَ اللَّهُ : إِنَّ عَبْدًا صَحَّحْتُ لَهُ جِسْمَهُ ، وَوَسَّعْتُ عَلَيْهِ فِي الْمَعِيشَةِ يَمْضِي عَلَيْهِ خَمْسَةُ أَعْوَامٍ لا يَفِدُ إِلَيَّ لَمَحْرُومٌ " .
Ebu Saîd el Hudri (Radıyallahü anh)’den rivayete göre, Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki; Allah Teâlâ buyurdu:
“Ben bir kulun bedenine sağlık, maişetine genişlik veririm de üzerinden beş sene geçtiği halde karşılığını vermezse (Kâbe’yi ziyaret etmezse) o kimse hayırdan mahrumdur.”59
-------------------
58- Tirmizi 2617; Ahmed b. Hanbel 27325; İbni Mace 802
59- Ebu Ya’la 2/304; Beyhaki 5/262; Sahihi İbni Hibban 3786

39- Tavaf etmek; Tavaf diğer ibadetlerden daha faziletlidir hatta umreden bile… Denilir ki; Mekke gariplerin namazından daha faziletlidir. Oruç efdaldir, hac efdaldir denilir. Ancak sahih kavle göre namaz diğer bütün ibadetlerden daha efdaldir. Eğer Mekke’ye mücavir olursan her hafta tavaf yap. Bu gücü yeten birinin köle azat etmesiyle eş değerdir.
40- Din aşkına başka yere kaçmak; Küfür ve fısk diyarından İslâm beldesine hicret etmek bunda dâhildir. küffar arasında ikamet etmek İslam dinine ihanet, küfür kelimesini kelimetullah üzerine i’la etmek (yüceltmek)tir. Kâfirin zimmeti altına girmekten güç yetirebildiğiniz kadar sakının. Benzer şekilde, şeran tüm günahkâr Cenab-ı Hakkın kitabında ya da Resulünün dil üzerinde kötülenmiş olan halktan hicret edilmelidir.
41- Nezri yani adadığı şeyi ifa etmek ve Yeminlerde teharrî. Cenab-ı Hak hac Suresi 29 da – وَلْيُوفُوا نُذُورَهُمْ adaklarını yerine getirsinler – yine Maide 89 da – وَاحْفَظُواْ أَيْمَانَكُمْ Yeminlerinizi koruyun (onlara riayet edin) – buyurmaktadır. İslam milletinin dışında bir millet karşısında yemin etmek hususundan sakın. Eğer sadıksan İslam’a salimen geri dönemezsin. Böyle yaptığın zaman ve yalnızca Allah’a yemin edersen İslam'ını yenile. Aksi takdirde sen asi olursun.
42- Kefaret vermek; Çünkü emanettirler, çünkü Yüce Allah'ın haklarıdır. Hadisi şerifte varit olduğu gibi:
عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍرَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا ، أَنَّ امْرَأَةً أَتَتْ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ، فَقَالَتْ : إِنَّ أُمِّي مَاتَتْ وَعَلَيْهَا صَوْمُ شَهْرٍ ، فَقَالَ : " أَرَأَيْتِ لَوْ كَانَ عَلَيْهَا دَيْنٌ أَكُنْتِ تَقْضِينَهُ ؟ " ، قَالَتْ : نَعَمْ ، قَالَ : " فَدَيْنُ اللَّهِ أَحَقُّ بِالْقَضَاءِ " .
İbni Abbas (Radıyallahü anhuma)’dan: bir kadın Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e gelerek :
— “Annem, üzerinde bir ay oruç borcu olduğu halde vefat etti.” dedi. Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem);
— “Ne dersin? Annenin, üzerinde (başka) bir borç olsaydı onu öder miydin?” buyurdu, Kadın:
— “Evet.” dedi. Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
— “Öyle ise Allah borcu ödenmeye daha lâyıktır.” buyurmuşlar.
İkinci nevi;
Kendisine tâbi' olanlara mahsus olup altı şubedir.
43- Nikâhlanmak suretiyle iffet ve namusu korumak; Nikâh hayırlı nafilelerin en faziletlisi ve dünyanın yaratılışına nispetle fazlı ilahiye en yakın olanıdır. Dindar olan biriyle evlenmenin ecri de o nispette büyük olur. Erkeğe Allah’ın nimetlerini takdim eden saliha bir kadındır. O dinin gereği üzere tayin eder. Erkek karısıyla karşılaştığı zaman inşirah suresini okumayı adet edinir. Onlar Allah’ın yardımıyla birbirini tamamlarlar.
44- Nikâhlamak; Evlenmek isteyenlere yardım edersen, onun yardımında Allah’ın naibidir, Mücâhid ve Hacılara da yardım Allah Teâlâ üzerine bir haktır. Onlara yardım etmiş olan, Allah’tan Kendisine onlar için manen yüklenmiş bir vazife ifa etmiş olur. Mücahit Allah’ın yolunda savaşmaya devam ettiği sürece kendisine yardım edersen onun ecrine ortak olursun. Evlendirme de böyledir. Eğer evlendirdiğin çiftin çocuğu olur ve o çocuk salih olursa, senin için o çocuk vesilesiyle Kıyamet Günü Allah katında bulacağın büyük bir ödül olacaktır.
45- Çoluk çocuğun haklarını ifa etmek; Hizmetçiye hoş muamele buna dâhildir.
عن حكيم بن حزامٍ رضي الله عنه عن النبي صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال : الْيَدُ الْعُلْيا خَيْرٌ مِنَ الْيدِ السُّفْلَى وابْدَأْ بمن تَعُولُ ، وَخَيْرُ الصَّدَقَةِ مَا كَانَ عَنْ ظَهْرِ غِنَى ، ومَنْ يَسْتَعِففْ ، يُعِفَّهُ اللَّهُ ، ومَنْ يَسْتَغْنِ يُغْنِه اللَّهُ
Hakîm b. Hizam (Radıyallahü anh)’dan Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in şöyle buyurduğu riva¬yet edilmiştir:
“Veren el, alan elden üstündür. Öncelikle bakmakla yükümlü bulunduğun kimselere yardım et. Sadakanın hayırlısı, İhtiyaçtan artan mal¬dan verilenidir. Kim dilenmekten çekinirse Allah onu iffetli kılar. Kim kendi¬ni başkasına muhtaç görmezse Allah da onu muhtaç olmaktan korur".60
عن عبدِ اللهِ بنِ عَمْرٍو، قالَ: قالَ رَسولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عليه وسلَّمَ: كَفَى بالمَرْءِ إثْمًا أَنْ يَحْبِسَ، عَمَّنْ يَمْلِكُ قُوتَهُ.
Abdullah b. Amr b. As (Radıyallahü anh)’dan; Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
“Bir kimseye günah namına sahibi bulunduğu kimselerin yiyeceğini vermemesi yeter.” Buyurdular.61
------------------
60- Müslim 1034; Buhari 1427; Nsai 2485; Dârimi 1660
61- Müslim 996; Ebu Davut 1692

46- Anne babaya iyi muamele etme;| Onlara asi olmaktan kaçın¬mak bunda dâhildir. Anne babana itaat et, onları yanında ise babandan önce annene yardım et.
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ : جَاءَ رَجُلٌ إلَى رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ مَنْ أَحَقُّ النَّاسِ بِحُسْنِ الصُّحْبَةِ ؟ قَالَ : أُمُّكَ قَالَ: ثُمَّ مَنْ؟ قَالَ أُمُّكَ، قَالَ: ثُمَّ مَنْ ؟ قَالَ: أُمُّكَ ، قال: ثُمَّ مَنْ ؟ قَالَ: أَبُوكَ
Ebu Hüreyre şöyle demiş: Bir adam Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e gelerek: Benim güzel sohbet etmeme insanların en layık olanı kimdir? diye sordu. Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): “Annendir!” buyurdular. Adam: Sonra kimdir? dedi. “Sonra annendir!” buyurdu. Sonra kimdir? dedi. “Sonra annendir!” buyurdu. Sonra kimdir? dedi. “Sonra babandır!” buyurdu.62
47- Çocuklarına dinî terbiye vermek;
حَدَّثَنَا أَيُّوبُ بْنُ مُوسَى عَنْ أَبِيهِ عَنْ جَدِّهِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ مَا نَحَلَ وَالِدٌ وَلَدًا مِنْ نَحْلٍ أَفْضَلَ مِنْ أَدَبٍ حَسَنٍ.
Eyyûb b. Musa (r.a.)’ın babasından ve dedesinden rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Hiçbir anne ve baba çocuğunun güzel terbiyeden daha üstün bir bağışta bulunmamıştır.”63
لاَ تَكْرَهُوا أوْلَادَكُمْ عَلَى أخْلَاقِكُمْ ، فًإنَّهُمْ خُلِقُوا لِزَمَانِ غَيْر زَمَانِكُمْ
"Çocuklarınızın ahlakından nefret etmeyin, bunlar zamanınızdan başka bir zaman için yaratılmışlardır.64
------------------
62- Buhari 5971; Müslim 2548
63- Tirmizi 1952; Müsned Ahmed b. Hanbel 14856, 14977
64- Bu söz Hz. Ali’ye nispet edildiği gibi Sokrates’e de nispet edilir

48- ( – Sıla-i rahim. – )
وعن أبي محمد جُبيْرِ بنِ مُطعِمٍ رضي اللَّه عنه أَن رسولَ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال : «لا يَدْخُلُ الجَنَّةَ قَاطِعٌ » قال سفيان في روايته : يعْني : قاطِع رحِم .
Ebu Muhammed Cübeyr İbni Mut’ım (Radıyallahü anh)’den rivayet edildiğine göre Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Akrabasıyla ilgisini kesen kimse cennete giremez.”65
49- Kölelere iyi davranmak ve kölenin efendisine itaat etmesi
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ رضي الله عنهما قَالَ: "جَاءَ رَجُلٌ إِلَى النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، كَمْ أَعْفُو عَنِ الْخَادِمِ؟ فَصَمَتَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم، ثُمَّ قَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، كَمْ أَعْفُو عَنِ الخَادِمِ؟ فَقَالَ: «كُلَّ يَوْمٍ سَبْعِينَ مَرَّةً».
Abdullah b. Ömer (Radıyallahü anh)’den rivayete göre, şöyle demiştir: Bir adam Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’e gelerek hizmetçiyi işlediği suçtan dolayı kaç sefer affedeyim? Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sustu cevap vermedi. Adam tekrar işlediği suçtan dolayı kaç sefer affedeyim? Bunun üzerine Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular: “Her gün yetmiş kere.”66
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ الْعَبْدُ إِذَا نَصَحَ سَيِّدَهُ وَأَحْسَنَ عِبَادَةَ رَبِّهِ كَانَ لَهُ أَجْرُهُ مَرَّتَيْنِ
Abdullah İbni Ömer (Radıyallahü anh)’den: Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): “Şüphesiz ki, köle sahibine karşı samimî olup Allah'a ibadetini güzel yaparsa, onun için iki defa ecir vardır.” buyurmuşlar.67
-----------------
65- Buhari, Edep 11; Müslim 2556. Ebu Davud, 1696; Tirmizi, 1909
66- Tirmizi 1949
67- Müslim 1664

Üçüncü nevi:
Ammeye taallûk eden şeylerdir ki, on sekiz şubedir:
50- Hükümdarlığı adaletle icra etmek; eğer idareden sorumlu isen halk arasında hakkı gözet. Kendi heva ve arzularına uyma. Çünkü arzuların seni Allah yolundan saptırır. Bu Allah’ın kitabında ve resulünün diliyle kulları için koyduğu bir hükümdür ve sen bundan Allah’a karşı mesulsün. Yani idaren altında ve etrafında bulunanlar sana ait değildir. Allah’ın hududunu koru. Çünkü her halükarda kendine ait değil, Allah’ın naibisin.
51- Ulu’l-emre itaat; Senin vazifen dinleyip itaat etmektir. Eğer yönetici burnu kesik bir Habeşli köle ise ve Allah’ın emrine muhalefet etmediği sürece Müslümana düşen itaat edip isyan etmemektir. Bazı hallerde zorlarsa gasp ederse onu kabul et. Ancak gasp etmeni emrederse yapma. (savaş esnasında yağmalamak gibi) rivayet edilir ki; bir Hristiyan bazı beldelere girdi. Halk arasında gezerken her taraftan insanların işte sultan diyerek bir adamı karşılamak üzere koştuklarını gördü. O Hristiyan da sultanı görmek için karşılamaya gitti. Baktı ki o insanlar tarafından köleleştirilip azat edilmiş sureten insanların en çirkini burnu kesik siyah bir adam. Ona baktı şöyle dedi:
لأشهد أن لا إله إلا الله وحده لا شريك له في ملكه يفعل ما يريد “ Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir ortağı yoktur mülkünde dilediğini yapar.” Ona “Seni İslam'a ve tevhide çağıran şey nedir,” denildi. O da “Şu siyah kölenin saltanatı. Ben bir araya gelmesi muhal olan iki şeyin toplandığını gördüm. Eşraf, ulema ve erbabı din üzerinde olduğu gibi, Allah kulları hakkında ilmiyle dilediği gibi hükmeder. Ondan başka ilah yoktur.” cevabını verdi.
Müslümanların işlerini göz önünde bulunduran yöneticilerin önceliklerini yaratması ile ilgili Allah'ın bilgisi hakkındaki görüşünüze dikkat edin. Eğer yöneticiler zalim olursa, onlarda Allah’a ait senin bilmediğin bir sırrı vardır, Allah onlar vasıtasıyla kötülükleri def eder. Bundan da birçok maslahat temin edilir. İnsanların genellikle Allah’ının kendileri hakkında yaptıklarını nazarı dikkate almayı tercih ederler ve şeytanı unuturlar.
فَإنْ جَارُوا فَلَكُمْ وَعَلَيهم وإن عَدَلُوا فَلَكُمْ وَلَهُمْ وَ إنَّ اللهَ يَزَعُ بِالسُّلْطَانِ مَا لَا يَزَعُ بِالْقُرْآن
Rivayet edilir ki; Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular: “Eğer onlar zalim olurlarsa sizin lehinize onların aleyhinedir. Eğer onlar adil olurlarsa hem sizin hem kendilerinin lehinedir. Allah Kur’an’la men etmediğini sultanla men eder.”68
Şayet bu meselede olmasaydı Yalnızca Hz. Âdem’in halifeliği hususunda meleklerin Allah’a itirazı kâfi olurdu.
52- Cemaate devam etmek;
شَرَعَ لَكُم مِّنَ الدِّينِ مَا وَصَّىٰ بِهِ نُوحًا وَالَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِهِ إِبْرَاهِيمَ وَمُوسَىٰ وَعِيسَىٰ ۖ أَنْ أَقِيمُوا الدِّينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا فِيهِ ۚ كَبُرَ عَلَى الْمُشْرِكِينَ مَا تَدْعُوهُمْ إِلَيْهِ ۚ اللَّهُ يَجْتَبِي إِلَيْهِ مَن يَشَاءُ وَيَهْدِي إِلَيْهِ مَن يُنِيبُ
“Allah Nuh’a buyurduğu şeyleri size de din olarak buyurmuştur. Sana vahy ettik; İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya da buyurduk ki: “Dine bağlı kalın, onda ayrılığa düşmeyin.” Ortak koşanları çağırdığın şey onların gözünde büyümektedir. Allah dilediğini kendine seçer, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir.”69
------------------
68- İbni Arabi Fütuhatı Mekkiye
69- Şura 13

Allah dini ikameyi emrediyor ve onda tefrikaya düşmeyi yasaklıyor. Allah’ın Eli (kudreti) cemaatledir. Bir hikmet sahibi ölmeden önce çocuklarına vasiyet etti: onlar bir cemaat idi. Onlara dedi ki bana sopalar getirin. Sonra onları bir araya topladı. Bunları kırın dedi. Hepsi birden yüklendi ama güçleri yetmedi. Sonra ayırdı teker teker kırın dedi, kırdılar. Dedi ki; aynı bunlar gibi, benden sonra birlik olursanız sizi kimse yenemez. Ama tefrikaya düşerseniz, bunlar gibi, düşmanlarınızın sizi yok etmeleri mümkün olur. Dini ikame etmek te böyledir. Eğer cemaat halinde hareket edilir ayrılığa düşülmezse hiç kimse galip gelemez, hiç kimse yıkamaz. Mehmet Akif’in dediği gibi:
Girmeden tefrika bir millete düşman giremez.
Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.
İnsan da kendi nefsinde böyledir. Allah’ın dinini ikame için cemaat olduğu zaman Yani, güçlü bir kararlılığa sahip olduğu zaman insan ve cinnin şeytanları vesveseyle ona galip gelemez imanı ona yardım eder.
53- İnsanların aralarını ıslah etmek; Âsi ve bâgilerle harp etmek bun¬a dâhildir.
54- İyilik hususunda başkasına yardım etmek. Emr-i bil-maruf,- nehiy ani'l-münkeri yani iyiliği başkasına emir; kötülükten nehyetmek buna dâhildir.
Zün-Nuni Mısrî şöyle demiştir:
İmanın ilamı (alameti) üçtür. Müminin başına gelen musibete kalbin gamlanması,… Ve onlara acı düşünceye karşı acı olmalarını onlara tavsiyede bulun Sefaletlerine acı duyuyorlardı
Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ebu Hüreyre (Radıyallahü anh)’e vasiyet ederken şöyle buyurdular:
إذَا رَأيْتَ مَنْ يَعْمَلْ بِمَعَاصِي الله لَا تَخاَف سَوْطَهُ وَسَيْفَهُ فَلَا يَحِلُّ لَكَ أنْ تُجَاوِزَهُ حَتَّى تَقُولُ لَهُ اتَّقِ الله
“Allah’a isyan eden birini görürsen onun kamçısından ve kılıcından korkma Allah’tan kork demekten başka herhangi bir saldırı da helal değildir.”70
55- Mazluma yardım etmek; Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ebu Hüreyre (Radıyallahü anh)’e Şeyle nasihatte bulunmuştur.
يَا أبَا هُرَيْرَةَ انْصُرْ أخَاكَ وَاسْتُرْ عَلَيْهِ قَبْلَ أنْ يَرْفَعَ إلَى السُّلْطَانِ فِي حَدٍّ مِنْ حُدُودِ اللهِ فَإن رَافَعَ إلَى السُّلْطَانِ فَإيَّاكَ أنْ تُبَاشِرَ لَهُ نَفْسكَ وَمَالكَ
Ey Ebu Hüreyre Kardeşine yardım et. Ve Allah'ın hadlerinden bir had Sultan’a getirilmeden önce onu örtün. Şayet Sultan'a götürülürse Böylece ona senin yapabilecek hiçbir şeyin olmaz.71
------------------
70- İbni Arabi Fütuhatı Mekkiye
71- Futühat-ı Mekkiye

56- Hudud-i şer’iyyeyi ikame etmek.
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: "إِقَامَةُ حَدٍّ مِنْ حُدُودِ اللَّهِ، خَيْرٌ مِنْ مَطَرِ أَرْبَعِينَ لَيْلَةً فِي بِلَادِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ"
Ebu Hüreyre (Radıyallahü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
“Yeryüzünde uygulanan (ilâhî) bir had (ceza), yerdekiler için kendilerine kırk gün yağmur verilmesinden daha hayırlıdır.”72
عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ ، قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : " أَقِيمُوا حُدُودَ اللَّهِ فِي الْقَرِيبِ وَالْبَعِيدِ وَلَا تَأْخُذْكُمْ فِي اللَّهِ لَوْمَةُ لَائِمٍ " .
Übade bin es-Samit (Radıyallahü anh)’den rivayet edildiğine göre; Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir;
“(Ey Müslümanlar) Siz Allah’ın had (cezâ)larını (Akrabalıkta veya güçlülükte ve güçsüzlükte size) yakın olan ve uzak olan herkes hakkında dosdoğru infaz ediniz. Sakın hiç bir kınayanın kınaması sizi Allah (ın hükmünü uygulamak) konusunda tutmasın (yâni alıkoymasın.)”73
57- Cihad etmek; Kışlalarda asker bulundurmak bunlarda dâhildir.
Senin için cihadı ekber daimidir. O nefsani arzularınla cihattır ve nefis en büyük düşmandır.
[يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قَاتِلُوا الَّذِينَ يَلُونَكُم مِّنَ الْكُفَّارِ… ]
“Ey iman edenler! Kâfirlerden yakınınızda olanlara karşı savaşın…”74
----------------
72- İbni Mace 2538; Nesai, 4820-4821; Taberani, Mucemu's-Sağir, 667; Abdullah İbni Mübarek, Müsned, 168
73- İbni Mace 253
74- Tevbe 123

Nefis sana en yakın düşmandır. Senin yanında (yakınında) ondan daha şedit bir kâfir yoktur. O her lahza Allah’ın sana olan açık seçik nimetlerini inkâr eder. Nefsinle cihat edersen diğer düşmanla olan cihatta ihlas sahibi olursun. Müminin en faziletli hallerinden biri şudur. Her insan öldüğü zaman bütün amelleri ondan kesilir. Ancak murabıt hariç..
Muhammed Nevevî İbni Ömer’el- Cavit (Rahmetullahi aleyh) Münebbihat şerhinde şöyle der:
Rabit; insanın kendisinin, daima Allah’a sonsuza dek sınırsız itaat etmesidir. İşte nefsini buna bağlayana murabit denir.
Rıbat; hayırlardan bir yara tahsis edilmeyip Allah yolunda Allah’ın kullarına koyduğu şeriatla bütün hayırları kapsar. Sadece nöbet yerine has bir ifade olmadığı gibi sadece cihat da değildir. Allah Resulü (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) namazdan sonra namazı beklemek rıbattır buyurduğu gibi:
وعن أَبي هريرةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ رسولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قالَ: أَلا أَدُلُّكُمْ عَلى مَا يمْحُو اللَّهُ بِهِ الخَطَايَا، وَيَرْفَعُ بِهِ الدَّرَجَاتِ؟ قَالُوا: بَلى يَا رسولَ اللَّهِ. قَالَ: إِسْباغُ الْوُضُوءِ عَلى المَكَارِهِ، وَكَثْرَةُ الخطى إِلى المَسَاجِدِ، وَانْتِظَارُ الصَّلاةِ بعْد الصَّلاةِ، فَذلِكُمُ الرِّباطُ، فَذلكُمُ الرِّباطُ
Ebu Hüreyre (Radıyallahü anh)’den rivayet edildiğine göre, Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
– ”Size, Allah’ın kendisiyle günahları yok edip, dereceleri yükselteceği hayırları haber vereyim mi?” buyurdular. Ashab:
– Evet, ya Resulellah! dediler. Resul-i Ekrem:
– “Güçlükle de olsa abdesti güzelce almak, mescitlere doğru çok adım atmak, bir namazı kıldıktan sonra öteki namazı beklemek. İşte ribâtınız, budur yani ( sizin ibadetler konusunda en büyük cihadınızdır.)” buyurdular.75
Ribât; nevbet yeri manasınadır. Esas itibari ile bir şey'e kendini hapsetmek demektir. Namaz kılan camiye giden ve orada namaz vaktini bekleyen de kendini bu tâatlere hapsetmiş gibidir. Cihadın efdali nefisle yapılan cihattır, denildiğine göre; ibadet ve tâatler hususunda yapılan ribatın en faziletli ribât olması muhtemel olduğu gibi buda ribât nevilerinden bir nevidir, demek istenilmiş olması da ihtimal dâhilindedir.76
58- Emaneti eda etmek. Ganimetlerin beşte birini gizlemeyip vermek buna dâhildir.
عن أَنَسِ بْنِ مَالِك رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ مَا خَطَبَنَا نَبِيُّ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِلاَّ قَالَ:” لاَ إِيمَانَ لِمَنْ لاَ أَمَانَةَ لَهُ، وَلاَ دِينَ لِمَنْ لاَ عَهْدَ لَهُ “.
Enes b. Mâlik (Radıyallahü anh) şöyle demiştir:
Allah'ın Peygamberi (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bize hutbe verdiği zaman mutlaka şöyle buyururdu:
“Emanete riayet etmeyenin imanı yoktur; ahde vefa göstermeyenin ise dini yoktur.”77
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ. قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : إِنَّ خِيَارَكُمْ أَحْسَنُكُمْ قَضَاءً
Ebu Hüreyre (Radıyallahü anh) şöyle demiştir:
Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) “sizin en hayırlınız borcu hususunda en iyi olanınızdır.” buyurdular.78
--------------------
75- Müslim, 251. Tirmizi, 51; İbni Mace, 427
76- Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi Ahmed Davudoğlu Sönmez Neşriyat
77- Ahmed İbni Hanbel, III, 134
78- Müslim 1601

59- Komşuya ikram ve iyi muamelede bulunmak; Allah sana hayır ihsan eder ve sen o hayrı zayi edersin. Hâlbuki sen ondan mesulsün ve o zararları önler. yasaklanmış bir yüzeyde uyumaya dikkat et.
60- Herkese iyi muamele etmek; Helâlinden mal toplamak buna dâhildir.
فضالة بن عبيد رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أنَّ النَّبيَّ صلَّى اللهُ عليه وسلَّمَ قال " : الْمُؤْمِنُ مَنْ أَمِنَهُ النَّاسُ عَلَى أَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ ، وَالْمُهَاجِرُ مَنْ هَجَرَ الْخَطَايَا وَالذُّنُوبَ" .
Fadâle bin Ubeyd (Radıyallahü anh)’den rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
“Mümin o kimsedir ki, insanlar malları ve canları bakımından ondan (yani şerrinden) emindirler. Muhacir de hataları ve günahları terk eden kimsedir.”79
عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللهِ ، قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم:” أَيُّهَا النَّاسُ ، اتَّقُوا اللهَ ، وَأَجْمِلُوا فِي الطَّلَبِ ، فَإِنَّ نَفْسًا لَنْ تَمُوتَ حَتَّى تَسْتَوْفِيَ رِزْقَهَا ، وَإِنْ أَبْطَأَ عَنْهَا ، فَاتَّقُوا اللهَ ، وَأَجْمِلُوا فِي الطَّلَبِ ، خُذُوا مَا حَلَّ ، وَدَعُوا مَا حَرُمَ “
Cabir bin Abdullah (Radıyallahü anhuma)’dan rivayet edildi¬ğine göre; Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
“Ey insanlar! Allah’tan korkunuz ve (dünyalığı) istemekte mu¬tedil olunuz (ifrat ve tefritten sakınınız). Çünkü rızkı gecikse bile tamamını almadıkça hiç bir nefis ölmeyecektir. O halde (rızık tale¬binde) Allah’tan korkunuz ve (dünyalığı) istemekte mutedil olunuz (ifrat ve tefritten sakınınız). Helal olanı alınız ve haram olanı bırakınız.”80
------------------
79- İbni Mace 3934
80- İbni Mace 2144; Hâkim 2/5-2135

Kim bütün helaklardan kurtulmak isterse, söylem ya da eylemlerinde bir işe girmek isterse, Allah'ın ona o işi mutlak soracağını bilir, bu nedenle bu işe girmeden önce Allah’ın sualine cevap hazırlasın.
Eğer cevabın Allah tarafından kabul edilmediğini (yani Allah’ın kabul etmeyeceği bir cevap olduğunu) görürse o işi bıraksın. Bu kural sözlerin ve eylemlerin temelidir. Kim bunu gerçekleştirirse onun dünya ve ahiretteki halleri övgüye layık olur ve mukarrebîn’in yoluna dâhil olur.
عَنْ شَدَّادِ بْنِ أَوْسٍ ضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَنِ النَّبِىِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ "الْكَيِّسُ مَنْ دَانَ نَفْسَهُ وَعَمِلَ لِمَا بَعْدَ الْمَوْتِ وَالْعَاجِزُ مَنْ أَتْبَعَ نَفْسَهُ هَوَاهَا وَتَمَنَّى عَلَى اللَّهِ".
Şeddâd b. Evs (Radıyallahü anh)’den rivâyete göre; Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Gerçekten zeki ve akıllı kişi, nefsinin kötü arzularına hâkim olup ölümden sonrası için çalışandır. Aciz kişi ise, nefsinin her türlü arzu ve isteklerine uyarak hayatını devam ettirip, Allah’tan her şeyi ve Cenneti isteyen kişidir.”81
قَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ " : حَاسِبُوا أَنْفُسَكُمْ قَبْلَ أَنْ تُحَاسَبُوا وَتَزَيَّنُوا لِلْعَرْضِ الأَكْبَرِ وَإِنَّمَا يَخِفُّ الْحِسَابُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَى مَنْ حَاسَبَ نَفْسَهُ فِى الدُّنْيَا . وَيُرْوَى عَنْ مَيْمُونِ بْنِ مِهْرَانَ قَالَ لاَ يَكُونُ الْعَبْدُ تَقِيًّا حَتَّى يُحَاسِبَ نَفْسَهُ كَمَا يُحَاسِبُ شَرِيكَهُ مِنْ أَيْنَ مَطْعَمُهُ وَمَلْبَسُهُ ." .
Ömer b. Hattab (Radıyallahü anh)’ın şöyle de¬diği rivayet edilmiştir: “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesa¬ba çekin, büyük hesap günü için kendinizi donatın! Çünkü kıyamet gününde hesap, ancak dünyada iken kendisini hesaba çekenler için kolay olacaktır.”
Meymun b. Mihran’ın da şöyle dediği riva-yet edilir: “Bir kul, ortağına yemesi nereden, giymesi nereden? diye hesap sorduğu gibi kendi nefsine de hesap sormadıkça müttekî yani Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşımış olamaz.”82
-------------------
81- Tirmizi 2459; İbni Mace 4260
82- Tirmizi 2459

61- Malı yerinde harcamak; Tektîr ve tebzirde bulunmaktan kaçın¬mak buna dâhildir.
Tektîr; ailesinin nafakasını kısmak ve cimrilik, tebzir ise; yanlış yerlere harcamak ve harcamada haddi aşmak yani israf ve savurganlık demektir.
Adalete sadık kalan ve konuşma merakını bırakan, Mantığı özetleyin ve önemli olmayan ne varsa bırakan ve işlerinde iktisatlı olanlar akıllı kimselerdir. Kendisini Allah’a yakın olan şeylere adayan ve dünyadaki baskılardan kurtulan kişi kendi kendine: Yemek yemesem ölürüm, doyarsam tembelleşirim, çok yersem hastalanırım diyen kimse abid kimsedir. Öfkesini yenen, haksızlığa tahammül eden ve sabırlı olan halim kimsedir. Şefkatte adil olan ve insanların haklarına riayet eden kimse mütevazıdır.
Dünyaya rağbet etmeyen, dünyadan, dünya varlıklarından, mal mülk sevdasından yüz çeviren kimse zahittir.
62- Selâm almak;
وَإِذَا حُيِّيتُم بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّوا بِأَحْسَنَ مِنْهَا أَوْ رُدُّوهَا ۗ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ حَسِيبًا
Bir selam ile selamlandığınız zaman siz de ondan daha güzeli ile selamlayın yahut aynı ile karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını arayandır.83
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ ، قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : " لَا تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا ، وَلَا تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا أَوَلَا ، أَدُلُّكُمْ عَلَى شَيْءٍ إِذَا فَعَلْتُمُوهُ تَحَابَبْتُمْ ، أَفْشُوا السَّلَامَ بَيْنَكُمْ "
Ebu Hüreyre (Radıyallahü anh) şöyle demiş: Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
“Siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de (tam) iman etmiş olmazsınız. Ben size bir şey göstereyim mi; onu yaparsanız se¬vişirsiniz? Aranızda selâmı yayın” buyurdular.84
------------------
83- Nisa 86
84- Müslim 54

63- Aksırana teşmit eylemek. (Yani: yerhamükallah demek;
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ : إِذَا عَطَسَ أَحَدُكُمْ فَلْيَقُلْ : الْحَمْدُ لِلَّهِ ، وَلْيَقُلْ لَهُ أَخُوهُ أَوْ صَاحِبُهُ : يَرْحَمُكَ اللَّهُ ، فَإِذَا قَالَ لَهُ يَرْحَمُكَ اللَّهُ فَلْيَقُلْ : يَهْدِيكُمُ اللَّهُ وَيُصْلِحُ بَالَكُمْ.
Ebu Hüreyre (Radıyallahü anh)’den, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Sizin biriniz aksırdığı zaman 'el-Hamdulillah desin. Mümin kardeşi veya arkadaşı da ona “Yerhamukallah (= Allah sana merhamet eylesin)” diye dua ile mukabelede bulunsun. Ona “Yerhamukallah” dediği zaman, öteki de bu teşmit cevap olarak “Yehdîkumullahu ve yuslihu bâlekum (= Allah sizlere hidayet eylesin ve hâlinizi, işinizi de iyileştirsin)” duasını söylesin!"85
64- Ödemek şartıyla borç vermek; karz-ı hasen Maddi sıkıntıya düşmüş bir kişiye ihtiyaç duyduğu meblağı borç verip hiçbir menfaat temin etmeden verilen borcu aynıyla geri almak karz-ı hasendir. Borçlu da borcunu vadeden önce ödeyebilir. Alacaklı borçlunun sıkıntısını giderdiği için Allah tarafından mükâfatlandırılacaktır.
لَئِنْ أَقَمْتُمُ الصَّلاَةَ وَآتَيْتُمُ الزَّكَاةَ وَآمَنتُم بِرُسُلِي وَعَزَّرْتُمُوهُمْ وَأَقْرَضْتُمُ اللّهَ قَرْضاً حَسَناً لَّأُكَفِّرَنَّ عَنكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ
“Eğer namazı dosdoğru kılar, zekatı verir, peygamberlere inanır, onları desteklerseniz ve Allah'a güzel borç verirseniz (ihtiyacı olanlara Allah rızası için borç verirseniz) andolsun ki sizin günahlarınızı örterim..."86
65- Hediyeleşmek;
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ‏:‏ تَهَادُوا تَحَابُّوا‏.‏
Ebu Hüreyre (Radıyallahü anh)’den, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Hediyeleşin ki birbirinizi sevesiniz.”87
--------------------
85- Buhari 6224
86- Maide 12
87- Buhari 594; Beyhaki Kebir 12297; Elbani sahih’ul-cami’ 3004

İkramla kendini müminlere sevdir, onların ihtiyaçlarını gidermek için gayret et, çaba sarf et.
66- Güzel ahlak;
Sahip olmadığını iddia etmelisin bu, ağır bir yük yüklenmiş olmana rağmen insanca bir davranış değildir. Eğer yerilen bir şeyle gelirsen sükût et. Size nispet edilen şeyleri yamamakla kendi adına sevinme. Z’in-Nun’un halife El-Mütevekkil ile birlikte iken olduğu gibi, ona insanların zındıklıkla (sapkınlıkla) gelen kimdir sözü sorulduğunda, ya Emir’el-Müminin! Eğer hayır dersem, halka yalan söyler,, Evet dersem kendime yalan söylerim, dedi. Emir’el-Müminin bundan memnun oldu ve onu ikramlarla Mısır’a geri gönderdi.
Hizmetçin sana yemek yapıp getirdiği zaman, sen onu seninle beraber sofraya oturt edebinden kabul etmezse bir lokma da olsa o yemekten tattır. Cemaatle tek bir kaptan yemek yediğin zaman önünden ye. Yemekler birkaç çeşitse iştahın çektiğini ye. Kaşık çatal yoksa elini daldırma üç parmağınla ye. Yemeği fazlaca çiğne. Önceki lokmayı yutmadan ikinci lokmayı alma. Yemeğin başında “Bismillah” sonunda “Elhamdülillah” de. Yemeye tuz ile başla tuz ile bitir. Çünkü tuz yetmiş hastalığa şifadır. Delilik, cüzzam, abraş, boğaz ağrısı diş ağrısı karın ağrısı bunlardan bazılarıdır.
Yemeğe az miktarda tuz tadarak başlamak ümmetçe sünnet olarak bilinegelmiş bir adaptır. Hazret-i Ali (Radıyallahü anh) ve bazı selef uleması başta olmak üzere İslâm büyüklerince uygulanan veya tavsiye edilen bir adap olarak kayıtlarda mevcuttur.
İmam Gazali, yemeğe tuz ile başlamanın güzel olduğunu belirtmiş, ancak bunu bir sünnet olarak değil, bir adap olarak zikretmiştir.88
------------------
88- (İhya-i Ulum’id-Din, II/ Kitab’ul-Adabi’l-ekl/ el-babu’l-evvel).

Sana eşlik eden herkese karşı gerektiği gibi davranmak, Bilim adamlarına tazim, Sefihlere yumuşak davranmak, cahillere politik davranmak, kötülüğünden korktuğun yüzsüz şerirlere karşı tedbirli davranış, hayvanın ihtiyaç duyduğu şeyleri dikkate almak, ağaç ve bitkiye karşı güzel davranış fuzuli değildir. Ölülere hayır dua etmek ve onların güzel işlerini anlatıp herhangi bir hatası varsa gizlemek…
İşte bütün bunlar güzel ahlaktandır ve Müslümanın memur olduğu hasletlerdir. Bu vesile ile insanlarla karşılaştığında saygılı tavırlar ve güzel sözlerle konuşmayı seversin, onu yap: Halka kötü söz ve çirkin davranışlarla kötü niyetli konuşmaktan hoş değildir, onu terk et. Güzel ahlak dinin özüdür. Hakikati ise kulun ailesiyle ve kölesiyle tüm Müslümanlarla birlikte yumuşak olmasıdır.
عن ابن مسعود رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: )) ألا أخبركم بمن يحرم على النَّار، وبمن تحرم النَّار عليه؟ على كلِّ هيِّن ليِّن قريب سهل((
Abdullah b. Mes’ûd (Radıyallahü anh)’den rivâyete göre, Rasûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Kendisi Cehennem ateşine, Cehennem ateşi de kendisine haram olan bir kişiyi size bildireyim mi? Her cana yakın, yumuşak huylu, kolaylaştırıcı kimsedir.”89
عَنْ أَبِي عَامِرٍ الأشعرى رضي الله عنه : أَنَّ رَجُلًا , قَالَ : يَا رَسُولَ اللَّهِ ، مَنْ أَهْلُ النَّارِ ؟ قَالَ : " كُلُّ قَبَعْثَرِيٍّ " ، قَالَ : يَا رَسُولَ اللَّهِ ، وَمَا الْقَبَعْثَرِيُّ ؟ قَالَ : " الشَّدِيدُ عَلَى الْأَهْلِ ،, الشَّدِيدُ عَلَى الصَّاحِبِ ، الشَّدِيدُ عَلَى الْعَشِيرَةِ " .
Ebu Amir (Radıyallahü anh)’den: bir adam Ya Resulellah cehennem ehli kimdir? Dedi. Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) her kaba’seri buyurdu. Adam: Ya Resulellah kaba’seri nedir? dedi. Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) “ehline kabalık eden (şiddet uygulayan) arkadaşlarına kabalık eden ve aşiretine kabalık edendir” buyurdu.90
عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ رَضِىَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: إِنَّمَا بُعِثْتُ لأُتَمِّمَ مَكَارِمَ الأَخْلاَقِ
Ebu Hüreyre (Radıyallahü anh)’den: Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.”91
-----------------
89- Tirmizî 2488
90- Şirazi Elkab’da Deylemi Ebu Emir El Eşariden
91- (Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 8; Ahmed b. Hanbel, 2/381, Beyhaki 472)

67- Sır tutmak dilini ve belini korumak; sır gizli yutulması sevilen ifşa edilmesi hoş görülmeyen şeydir.
Hz. Hafsa (Radıyallahü anha) validemizin ilk eşi Huneys b. Huzafe (Radıyallahü anh) Mekkeliler ile yapılan Bedir Savaşı’nda ağır bir şekilde yaralandı. Yarası her geçen gün ağırlaşması sebebiyle şehit oldu. Bu sırada efendimizin kızı Hz. Rukiye (Radıyallahü anh) de vefat etmişti. Hz. Ömer (Radıyallahü anh) hem kızının hem de Hz. Osman’ın üzüntüsünü gidermek için kızıyla Hz. Osman’ı (Radıyallahü anh) evlendirmek ister. Hz. Ömer, (Radıyallahü anh) Hz. Osman’ın (Radıyallahü anh) yanına gider ve “İstersen seni kızım Hafsa ile evlendireyim.” der. Ancak Hz. Osman’ı (Radıyallahü anh) en az eşinin vefatı kadar üzen bir başka şey daha vardı. Resulüllah Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile olan yakınlığı ve akrabalığının sona ermesi. Hz. Osman (Radıyallahü anh), Resulüllah Efendimiz ’in (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) diğer kızıyla evlenerek bu yakınlığını devam ettirmeyi ümit ediyordu. Bunun için Hz. Ömer’in (Radıyallahü anh) teklifine; “Bana düşünmem için zaman ver.” dedi. Aradan birkaç gün geçtikten sonra Ben, şu anda evlenmemin doğru olmayacağı kanaatine vardım.” diyerek teklifi kibarca reddeder. Daha sonra Hz. Ömer (Radıyallahü anh) Hz. Ebubekir’in (Radıyallahü anh) yanına gider ve O’na da; “İstersen kızım Hafsa’yı seninle evlendireyim.” der. Hz. Ebubekir (Radıyallahü anh) susup bir cevap vermeyince O’na Hz. Osman’a Radıyallahü anh) kırıldığından daha fazla kırıldı. Çünkü Hz. Osman (Radıyallahü anh) hiç olmazsa bir cevap vermiş, özür dilemişti.
Bir gün Allah Resul’üne (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) giderek yaşadıklarını ve duyduğu üzüntüyü anlattı. “Ya Resulellah! Ben Osman’a şaşıyorum. Kızım Hafsa ile evlenmesini teklif ettim, kabul etmedi!” dedi. Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): “Ben sana Osman’dan daha hayırlı bir damat, Osman’a da senden daha hayırlı bir kayınpeder göstereyim mi?” diye sordu. Hz. Ömer (Radıyallahü anh) “göster, Ya Resulellah!” deyince, Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) “Sen kızın Hafsa’yı bana nikâhlarsın, ben de kızım Ümmü Gülsüm’ü Osman’a nikâhlarım. Çünkü Allah (cc) Osman’ı senin kızından daha hayırlısına, senin kızını da Osman’dan daha hayırlısına nikâhladı.” buyurdular. Hz. Ömer (Radıyallahü anh) Peygamber Efendimiz’in (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) huzurundan ayrılarak hemen eve gidip kızına müjdeyi verdi.
Resulüllah Efendimiz, (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Hz. Hafsa (Radıyallahü anha) ile evlendikten sonra Hz. Ömer (Radıyallahü anh) ile Hz. Ebubekir (Radıyallahü anh) arasında şöyle bir konuşma geçti:
Hz. Ebubekir (Radıyallahü anh); “Herhalde Hafsa’(Radıyallahü anha)’yı bana teklif ettiğinde cevap vermediğim için bana gönül koydun” dedi. Hz. Ömer (Radıyallahü anh) de; “Allah biliyor ya evet.” diye cevap verdi.
Hz. Ebubekir (Radıyallahü anh) “Teklife cevap vermememin sebebi Allah Resulü’nün Hafsa ile evlenme isteğini bilmemdi. Allah Resulü’nün sırrını ifşa etmemek için bunu sana söyleyemedim. Eğer bunu sana söyleseydim. Sırrı ifşa etmekle ihanet etmiş olurdum. Eğer Resulüllah bu evlilikten vazgeçseydi sana karşı yalancı olurdum. Bu sırrı saklamak için sessiz kaldım. Ama eğer Resulüllah bu evlilikten vazgeçseydi, kızını memnuniyetle kabul ederdim.” buyurdu.
Hz. Ömer; (Radıyallahü anh) “İleri sürdüğün sebebi kabul ettim.” buyurdu. Böylece aralarındaki az da olsa kırgınlık bitmiş oldu.
68- Hasta ziyareti; kısa tutun halis su yani şekersiz su hariç hiçbir ikramı kabul etmeyin su haricinde çay ayran meşrubat vs. her hangi bir ikramdan yer içerseniz ziyaretinizin sevabı gider. Hasta veya ölü ziyaretine gittiğin vakit Yasin suresini oku. Hasta Allah ile beraberdir. Yani bir hasta, tedavi için olağan nedenleri bile o surede arar.
69- Cenaze işlerine bakmak ve Cenaze namazı kılmak; Eğer bir Müslüman orada hazır değilse ondan düşer. Mümin öldüğü zaman yüz kişi veya kırk kişi namazını kılarsa onlar Allah katında onun için şefaatçi olurlar.
70- Başkalarına zarar vermemek;
Müslüman kardeşinin ırzını gücün yettiğince müdafaa et. Onun hürmetini koruması hususunda zayıf düştüğü zaman ondan alma. Mümin kardeşine gömlek-kaftan ol. Kendisinde, ailesinde, çocuklarında ayna ol ki, onda seni görsün. Senden tüm zararları kaldırdığı gibi, mümin kardeşinden de ona eza veren her şeyi izale et.
71- Küfürle ithamdan sakınmak; halk içinde fitne vaki olduğu zaman dinin için kaç. Bu açıkça görülür. Müslüman birini bir günahla tekfir etmekten de sakın. Zirz hadisi şerifte şöyle buyrulmaktadır:
عن عبد الله بن عمر أن رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قال : ( أَيُّمَا امْرِئٍ قَالَ لأَخِيهِ يَا كَافِرُ فَقَدْ بَاءَ بِهَا أَحَدُهُمَا إِنْ كَانَ كَمَا قَالَ وَإِلا رَجَعَتْ عَلَيْهِ ( .
İbni Ömer (Radıyallahü anh) şöyle demiştir: Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
“Her hangi bir kimse din kardeşine; (ey kâfir,) derse bu tekfir sebebiyle ikisinden biri muhakkak küfre döner. Eğer o kimse dediği gibi ise ne ala! Aksi takdirde sözü kendi aleyhine döner.” buyurdular.92
---------------
92- Müslim 60; Buhari 6103, 6104; Tirmizi 2637; Ahmed b. Hanbel 5933

Yani eğer kişi bir Müslüman kardeşine kâfir derse ve o kimse kâfir ise söz yerini bulmuştur. Değilse o söz yerde kalmaz söyleyene döner, söyleyen kâfir olur. Dolayısıyla inanç, itikat, söz ve eylemlerimizde küfre düşmekten sakınmalıyız.
72- hevadan (nefsin arzularından) kaçınmak; Zevklerden, şakalardan, sahtekârlıktan ve sahte davranışlardan kaçınmak buna dâhildir.
Allah’ın farzlarından bir farzı eda etmek veya Allah’ı zikretmek hususunda herhangi bir şey yapmak… Bazı âlimler satranç oynayan kavme gelirler ve derler ki; bağlanıp tutsağı olduğunuz bu oyun nedir? Eğer satranç oynamak helal ise, ressamın bir günahı vardır ki; ressamların adı ona mutabık olur. Kâhinleri tasdikten sakın velev ki doğru söylesinler. Zira Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdular:
يَا عَلِيّ إيَّاكَ والْكِذْب فَإنَّ الْكِذْبَ يُسَوّدُ الوَجّة وَلَا يَزَالَ الرَّجُل يُكَذِّبُ حَتى يُسمَّى عِنْدَ الله كَاذِباً
Ya Ali! Yalan söylemekten sakın zira yalan yüzü karartır. Adam yalan söylemeye devam ettiği müddetçe Allah katında yalancı diye isimlendirilir.93
Rivayet edilir ki; insan bir yalan söylediği zaman melekler onun kokusundan yüz mil uzaklaşırlar.
عن أبي هريرة رضي الله عنه ، قال : قال رسول الله صلي الله عليه وسلم : ( لا تحاسدوا ، ولا تناجشوا ، ولا تباغضوا ، ولا تدابروا ، ولا يبع بعضكم على بيع بعض ، وكونوا عباد الله إخوانا ، المسلم خو المسلم ، لا يظلمه ولا يخذله ، ولا يكذبه ، ولا يحقره ، التقوى ها هنا ) ويشير صلى الله عليه وسلم إلى صدره ثلاث مرات – ( بحسب امرىء أن يحقر أخاه المسلم ، كل المسلم على المسلم حرام : دمه وماله وعرضه ).
Ebu Hüreyre (Radıyallahü anh)’den, demiştir ki, Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: Birbirinize haset etmeyiniz. Alış verişte birbirinizi aldatmayınız. Birbirinize buğz etmeyiniz. Birbirinize sırt çevirip dargın durmayınız. Birinizin pazarlığı üzerine bir kısmınız pazarlık yapmasın (açık arttırma usulü değilse). Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz. Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez. Onu yardımsız bırakmaz. Ona yalan söylemez. Onu hakir görmez. (Üç kere göğsüne işaret ederek) takva işte buradadır.
Kişiye günah olarak Müslüman kardeşini hakir görmesi yeter. Müslümanın her şeyi kanı, malı, ırzı Müslümana haramdır.94
------------------
93- İbni Arabi’nin Vasiyetler ve Fütuhat-ı Mekkiyesinden
94- Müslim 2564

73- Kendin için sevdiğini bütün müminler için de sevmek;
Rivayet olunur ki Emevi halifelerinden Ömer b. Abdülaziz hilafete veliaht olduğu zaman Salim b. Abdullah, Muhammed b. Kâ’b ve Reca’ b. Heyve’i (رجاء بن حيوة ) çağırdı ve onlara bana müşavir olun dedi.
Salim b. Abdullah şöyle dedi: Allah’ın azabından kurtulmak istiyorsan, dünyadan oruç tut, ta ki; iftarın ölüm olsun. (Yani ölünceye kadar dünyanın şatafatından kaçın, zühdünü muhafaza et. Dünya nimetlerinden yaşayacak kadar olan ihtiyacının dışında her şeyi terk et. Dünyaya rağbet etme, aza kanaat et. Dünyaya değer verme, çıkarcı, menfaatperest ve bencil olma, kalbinde dünya sevgisi taşıma, kanaatkâr ol. Elde olan dünyalığa sevinme ve elden çıkana üzülme, elde bulunmayan şeyi gönülde de bulundurma.)
Muhammed b. Kâ’b: : Allah’ın azabından kurtulmak istiyorsan, Müslümanların büyüklerini baban yerine koy orta yaşlılarını kardeşin yerine koy küçüklerini evladın yerine koy. Büyüğe Baban gibi saygı göster. Orta yaşlıya kardeşin gibi ikramda bulun cömertlik et. Küçüğe evladına merhamet ettiğin gibi şefkat ve merhametli ol, dedi.
Reca’ b. Heyve’i (رجاء بن حيوة ) de: Allah’ın azabından kurtulmak istiyorsan, kendin için sevdiklerini Müslümanlar için de sev. Kendin için hoşlanmadığına Müslümanlar için de hoşlanma. Sonra da istersen öl, dedi.
عَنْ أنَسِ بْنِ مَالِكٍ رَضِيَ الله عَنْهُ خَادِمُ رَسُولُ الله صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلّم أنّ النَّبِيَّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلّم قَالَ لَا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لِأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ
Enes b. Mâlik (Radıyallahü anh) 'den, o da Nebi (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’den işitmiş olarak rivayet ederken dinledim. Peygam¬ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
“Sizden hiç biriniz kendi nefsi için dilediğini dinî kardeşi için de dilemedikçe (tam) iman etmiş olamaz.” buyurmuşlar.95
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ، قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم:مَنْ يَأْخُذُ مِنْ أُمَّتِي خَمْسَ خِصَالٍ ، فَيَعْمَلُ بِهِنَّ ، أَوْ يُعَلِّمُهُنَّ مَنْ يَعْمَلُ بِهِنَّ ؟ قَالَ : قُلْتُ : أَنَا يَا رَسُولَ اللهِ ، قَالَ : فَأَخَذَ بِيَدِي فَعَدَّهُنَّ فِيهَا ، ثُمَّ قَالَ : اتَّقِ الْمَحَارِمَ تَكُنْ أَعْبَدَ النَّاسِ ، وَارْضَ بِمَا قَسَمَ اللهُ لَكَ تَكُنْ أَغْنَى النَّاسِ ، وَأَحْسِنْ إِلَى جَارِكَ تَكُنْ مُؤْمِنًا ، وَأَحِبَّ لِلنَّاسِ مَا تُحِبُّ لِنَفْسِكَ تَكُنْ مُسْلِمًا ، وَلاَ تُكْثِرِ الضَّحِكَ ، فَإِنَّ كَثْرَةَ الضَّحِكِ تُمِيتُ الْقَلْبَ.
Ebu Hüreyre (Radıyallahü anh)’den rivayete göre, Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Kim şu birkaç kelimeyi benden alarak onlarla amel eder? Veya onları amel ederek bir kimseye öğretir? Ebu Hüreyre (Radıyallahü anh) diyor ki: “Ben Ey Allah’ın Resulü!” dedim. Bunun üzerine elimi tuttu ve beş konu sayarak şöyle buyurdu: “Haram şeylerin her çeşidinden sakın ki insanların en çok ibadet edeni olasın, Allah’ın sana ayırdığına razı ol ki insanların en zengini olasın, komşuna iyilik et ki gerçek mümin olasın. Kendin için sevdiğini insanlar içinde sev ki gerçek mümin olasın. Gülmeyi çoğaltma çünkü gülmenin çokluğu kalbi öldürür.”96
------------------
95- Buhari, 13; Müslim, 45. Tirmizi, 2515; Nesai, 4930;
96- Tirmizi 2305; Müsned’i Ahmed b. Hanbel 7748- 8071

Allah’ın yarattıklarına Allah’ı öfkelendirmediği müddetçe sadece sevgiyle muamele et ve Allah için kıskanç ol. Dinde Allah için kıskanç olan kimse kendisi ve başkaları üzerindeki Allah’ın haramlarını ihlal etmez. Annesinin bir başkasıyla zina etmesini kıskandığı gibi başkalarının annesinin zina etmesini de kıskanır. Kızı, kız kardeşi, karısı ve cariyesi de böyledir. Zina eden her kadın birinin annesi, karısı, kızı, kız kardeşi veya cariyesidir. Hiç kimse Allah için dinde kıskanmayı istemediği gibi annesinin, kızının, kız kardeşinin, karısının, cariyesinin bir başkasıyla zina etmesini istemez. Şu bahsedilenlerden biriyle zina eden biri dinde ya da kişilik olarak kıskanç olduğunu iddia ederse o kişi iddiasında yalancıdır. O kendisinin hoşlanmadığı şeylerle ilgili başkalarında da hoşlanmaması konusunda kişilik sahibi değildir. Onun kıskançlığı imanî bir kıskançlık değil, tabii hayvani bir kıskançlıktır. Bunu kendine elbise olarak giymekten sakın.
74- Başkasının evine girerken izin istemek;
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الخُدْرِيِّ رضي الله عنه، قَالَ : كُنَّا فِي مَجْلِسٍ عِنْدَ أُبَيِّ بْنِ كَعْبٍ ، فَأَتَى أَبُو مُوسَى الْأَشْعَرِيُّ مُغْضَبًا ، حَتَّى وَقَفَ ، فَقَالَ : أَنْشُدُكُمُ اللَّهَ ، هَلْ سَمِعَ أَحَدٌ مِنْكُمْ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ، يَقُولُ : " الِاسْتِئْذَانُ ثَلَاثٌ فَإِنْ أُذِنَ لَكَ وَإِلَّا فَارْجِعْ ؟ ، قَالَ أُبَيٌّ : وَمَا ذَاكَ ، قَالَ : اسْتَأْذَنْتُ عَلَى عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ أَمْسِ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ ، فَلَمْ يُؤْذَنْ لِي ، فَرَجَعْتُ ثُمَّ جِئْتُهُ الْيَوْمَ ، فَدَخَلْتُ عَلَيْهِ ، فَأَخْبَرْتُهُ أَنِّي جِئْتُ أَمْسِ فَسَلَّمْتُ ثَلَاثًا ثُمَّ انْصَرَفْتُ ، قَالَ : قَدْ سَمِعْنَاكَ وَنَحْنُ حِينَئِذٍ عَلَى شُغْلٍ ، فَلَوْ مَا اسْتَأْذَنْتَ حَتَّى يُؤْذَنَ لَكَ ، قَالَ : اسْتَأْذَنْتُ كَمَا سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ، قَالَ : " فَوَاللَّهِ لَأُوجِعَنَّ ظَهْرَكَ وَبَطْنَكَ أَوْ لَتَأْتِيَنَّ بِمَنْ يَشْهَدُ لَكَ عَلَى هَذَا " ، فَقَالَ أُبَيُّ بْنُ كَعْبٍ : فَوَاللَّهِ لَا يَقُومُ مَعَكَ إِلَّا أَحْدَثُنَا سِنًّا قُمْ يَا أَبَا سَعِيدٍ ، فَقُمْتُ حَتَّى أَتَيْتُ عُمَرَ ، فَقُلْتُ قَدْ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ هَذَا .
Ebu Saîd-i Hudri (Radıyallahü anh) şöyle demiştir: Übeyy b. Kâ’b’ın yanında bir mecliste idik. Derken Ebu Musa el-Eş’ari kızgın olarak geldi ve durarak:
— Sizden Allah aşkına soruyorum! Hiç biriniz Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)i:
“İzin istemek üç keredir. Sana izin verilirse ne âlâ! Yoksa dönüver!” buyururken işitti mi? dedi. Übeyy:
— Ne o? diye sordu. Dedi ki:
— Ben dün Ömer b. Hattab’ın yanına girmek için üç defa izin iste¬dim. Fakat bana izin verilmedi. Ben de döndüm. Sonra bugün ona gelerek yanına girdim. Ve: Dün ben geldim, Üç defa selâm verdim. Sonra çekil¬dim gittim diye kendisine haber verdim. Ömer: Seni işittik ama biz o anda meşgul idik. Sana izin verilinceye kadar izin İstemeye devam et-şeydin ya! dedi.
Ben Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’den işittiğim gibi izin iste¬dim, dedim. Ömer: Vallahi ya bana bu hususta kendine şahitlik edecek birini getirirsin yahut sırtını ve karnını haşlarım! dedi.
Onun üzerine Übeyy b. Kâ’b.
— Vallahi seninle beraber yaşça en küçüğümüzden başka kimse kalk¬maz. Kalk ya Eba Said! dedi. Ben de kalkarak Ömer’e geldim ve haki¬katen Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bunu söylerken işittim, dedim.97
--------------------
97- Müslim 2153; Buhari 5891

Birinin evine geldiğiniz zaman üç kere izin isteyin eğer izin verilirse ne ala, yok eğer izin verilmezse ya da kardeşin seni bilmezse bekleme geri dön. Beklediğin zaman girmiş gibi olursun. Hâlbuki izin görme neticesinde verilir.
75- İbret almak;
Allah ilk insani çamurdan yaratmış, sonra onun neslini kadının rahminde nutfeden sonra dokuz ay boyunca halden hale çevirerek tam şekli, dik boy ve sağlam duyularla tamamlayıp dünyaya getirdi. Sonra iki tam yıl lezzetli sütle beslendi. Sonra gücüne ulaşana kadar ona şefkatle ilgi gösterilip büyütüldü. Sonra ona ilim ve parlak bir kalp, hassas bir kulak, keskin bir görüş, iyi bir tat alma duyusu, iyi bir koku alma organı, yumuşak bir dokunma hissi ve konuşan bir dili iş yapan iki el yürüyen iki ayak ve itaatkâr organlar verdi. Sonra da payına düşen ilmi, sanatı, zanaatı, tarımı, alışverişi, iktisadı, tasarrufu, geçimi, kalemle öğretti. Dünyadaki bütün hayvanatı, nebatatı (hayvanları bitkileri) madenleri özellikleriyle onun emrine verdi. İnsan bunlardan ömrünün sonuna kadar metalanır.
76- Kötülüğü en güzel bir şekilde önlemek;
Batılda savaşmaktan sakın Allah’ı öfkelendirirsin. Elinde bir kılıç varsa biri onu senden almak istiyorsa kınına koyana kadar vermeyin. Eğer Müslüman birinin şeriatın hoşlanmadığı bir işi yaptığını görürsen o işten nefret et, o kötü işi yapan Müslümandan nefret etme. Ve onun yaptığı işten nefret ettiğin konusunda dürüstsen, sen de onun gibi o kötü işi yapma. Eğer onun gibi yapar ve ondanda nefret edersen o zaman görünüşte nefret ederek riya yapıyorsun. Bu nedenle Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): يا علي : إياك واللجاجة، فإنها ندامة، “Ya Ali inattan sakın çünkü o pişmanlıktır.” Buyurmuştur.98
-----------------
98- İbni Arabi’nin Vasiyetler ve Fütuhat-ı Mekkiyesinden

Bazıları: “Batınını Allah’a, zahirini insanlara tahsis et ve onlarla güzel geçin,” derler.
77- Boş şeylerden kaçınmak;
وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ
“Ve onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler. Boş yere söylenilen sözden ve işlerden sakınırlar.”99
Ebu Bekir (Radıyallahü anh), “Bir nevi harama düşeriz korkusuyla yetmiş çeşit helâli terk eyledik” sözüyle vera' örneği sergilemiştir.
عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رضي الله عنه قَالَ تُوُفِّىَ رَجُلٌ مِنْ أَصْحَابِهِ فَقَالَ يَعْنِى رَجُلٌ أَبْشِرْ بِالْجَنَّةِ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَوَلاَ تَدْرِى فَلَعَلَّهُ تَكَلَّمَ فِيمَا لاَ يَعْنِيهِ أَوْ بَخِلَ بِمَا لاَ يَنْقُصُهُ
Enes (Radıyallahü anh)’den rivayete göre, şöyle demiştir: “Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in ashabından bir kişi vefat etti bu arada bir adam o kimse için Cennetle sevin bakalım” dedi. Bunun üzerine Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Biliyor musun? Belki de bu kimse kendisini ilgilendirmeyen bir konuda lüzumsuz sözler sarf etmiş veya kendisine faydası olacak konularda harcamamış ve cimrilik etmiştir.”100 
وعَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم : مِنْ حُسْنِ إِسْلَامِ الْمَرْءِ تَرْكُهُ مَا لَا يَعْنِيهِ
Ebu Hüreyre (Radıyallahü anh)’den rivayete göre, Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Bir kimsenin lüzumsuz ve boş şeyleri terk etmesi iyi bir Müslüman oluşundandır.”101
عَنْ عَلِيِّ بْنِ حُسَيْنٍ رضي الله عنه قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم : إنَّ مِنْ حُسْنِ إِسْلَامِ الْمَرْءِ تَرْكُهُ مَا لَا يَعْنِيهِ
Ali b. Hüseyin (Radıyallahü anh)’den rivayete göre, Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Kişinin lüzumsuz ve boş şeyleri terk etmesi Müslümanlığının iyiliklerindendir.”102
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رضي الله عنه قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : إِنَّ الرَّجُلَ لَيَتَكَلَّمُ بِالْكَلِمَةِ لَا يَرَى بِهَا بَأْسًا يَهْوِي بِهَا فِي النَّارِ جَهَنَّمَ سَبْعِينَ خَرِيفًا
Ebu Hüreyre (Radıyallahü anh)'den rivayet edildiğine göre; Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
“Şüphesiz adam Allah’ın gazabına sebep olan sözlerden bir kelime konuşur. O sözde bir beis, sakınca görmez. Sonra ondan dolayı cehennem ateşinin yetmiş senelik mesafeli dibine düşer.”103
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَسْكُتْ
"... Ebu Hüreyre (Radıyallahü anh)’den rivayet edildiğine göre; Resulüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:
“Kim Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsa ya hayır söylesin veya sussun (faydasız veya zararlı söz söylemesin).”104
-------------------
99- Müminun, 3
100- Tirmizi 2316
101- Tirmizi 2317; İbni Mace 3976
102- Tirmizi 2318
103- İbni Mace 3970
104- İbni Mace 3971; Müslim 48

G a z a l i de: Söylediğin takdirde bir günaha girmen ve herhangi bir zarara uğraman söz konusu olmayan tüm konuşmalar "Mâlâ yaninin içerisine dâhildir. Mesela bir cemaat, bir topluluk içinde oturduğun zaman yaptığın geziyi, bu gezide gördüğün dağları, nehirleri, giydiğin elbiseleri, yediğin yemekleri, görüştüğün iyi insanların yaptığı işleri anlatman tamamen gerçek biçimde olduğu takdir¬de normal bir konuşmadır. Bu konuşmayı yapmaman seni günaha sokmaz ve zarara uğratmaz. O halde böyle konuşma gereksizdir. Mâ¬lâ yani türünden bir sözdür. Senin zamanını boşuna alır, demiştir.
Hulasa; haram, mekruh ve faydasız mubah şeyler söz olsun ve-ya fiil ve hareket olsun hepsi Mâlâ yani olan şeylerdir. Müslümanın zamanını bu gibi şeylerle geçirmemesi onun olgun iman ve Müslümanlığın özelliklerinden sayılır.105
78- ( – Yoldan, eziyet veren şeyleri atmak. – )
قَالَ رَسُولُ الله صَلَّى الله عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: يَا أبَا هُرَيْرَةَ، لَا تُؤْذ المُسْلِمِينَ فِي طَرِيقِهِمْ، فَإنَهُ مِنْ آذى الْمُسْلِمِينَ فِي طَرِيقِهِمْ ذَمَّهُ الْمُسْلِمُونَ وَالْمَلَائِكَةِ جَمِيعًا.. يَا أبَا هُرَيْرَةَ، إذَا مَرَرْتَ عَلَى أذَى فِي الطَّرِيقِ فَغطه بِالتّرَاثِ، يَسْتُرُ اللهُ عَلَيْكَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ .. يَا أبَا هُرَيْرَةَ، إذَا أرْشَدْتَ أعْمَى فَخُذْ يَدَهُ الْيُسْرَى بْيَدِكَ الْيُمْنَى فَإنَّهَا صَدَقَةٌ.. يَا أبَا هٌرَيْرَةَ، مَنْ مَشَى مَعَ أعَمَى مِيلاً يُسَدِّدُهُ، كَانَ لَهُ بِكُلِّ ذِرَاعٍ مِنَ الْمِيلِ عَشْرَ حَسَنَاتٍ،
“Ey Ebu Hüreyre! Müslümanlara yolda eziyet verme kim Müslümanlara yolda eziyet verirse Müslümanlar ve bütün melekler onu zemmeder (kötüler, yerer). Ey Ebu Hüreyre! Eğer yolda eziyet veren bir şeye rastlarsan onu toprakla kapatırsan, Allah ta kıyamet günü seni örter. Ey Ebu Hüreyre! Eğer bir âmâya rehberlik edersen sağ elinle onun sol elini tut çünkü bu sadakadır. Ey Ebu Hüreyre! Kim bir âmâ ile bir mil yürürse onun her bir ziraine on sevap verilir.”106
--------------------
105- Sünen-i İbni Mace Tercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 10/189-191.
106- İbni Arabi’nin Vasiyetler ve Fütuhat-ı Mekkiyesinden

Allah’ım bu amelimi benden kabul et, bunu ve bütün kitap çalışmalarımı, yazılarımı, araştırmalarımı, derslerimi ve gayretlerimi kıyamet günü mizanda hasenatım kıl. Bütün amellerimde ihlaslı kıl. Riyadan ve gösterişten sakıdır. Sen her şeye kadirsin! Âmin.

son

Yorum eklenmemiş. İlk sen ekle

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

sponsorlu bağlantılar

--

Sitemizdeki arabi ilimler köşesini zenginleştirmek için Üye olup müzakerelere katılmayı ihmal etmeyiniz

--

Son yorumlar

Anket

Arabi ilimler okumusmuydunuz: